faalenerji

   Borusan Grubu şirketlerinden Borusan EnBW Enerji Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarını geliştirme yolunda, Türkiye’nin en büyük rüzgâr enerji tesislerinden biri olan Saros Rüzgâr Enerji Santrali’ni 138 MW kapasiteyle işletmeye geçirdi. Tamamı yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşan portföyü ile Borusan EnBW Enerji, 2020 yılında kademeler halinde hizmete almaya başladığı Çanakkale’nin Çan ilçesinde yer alan Saros Rüzgâr Enerji Santrali’ni tam kapasite ile faaliyete geçirdi. En büyük karasal türbinler arasında yer alan 27 adet GE Cypress türbininden oluşan tesis, 138 MW kapasiteye ulaştı. Ürettiği yeşil elektrikle yıllık 200.000 haneyi aydınlatan Saros Rüzgâr Enerji Santrali 267.000 ton karbondioksit salımını engelleyerek işletme dönemi boyunca 7,3 milyon ağaca eşdeğer bir karbondioksit azaltma etkisi yaratacak.

Proje üretime geçtiğinde doğal gaz ithalatını yıllık 100 Milyon m3 azaltacak. Bu da Türkiye’nin doğal gaz faturasının yaklaşık 75 Milyon ABD doları düşmesi anlamına geliyor. Santral aynı zamanda, yakıt fiyatlarının çok arttığı bu dönemde, diğer rüzgâr santralleri gibi ülkemizin elektrik üretim maliyetinin azalmasına katkı sağlıyor.

İklim, insan ve inovasyon odak alanlarında sürdürülebilirlik çalışmaları yürüten Borusan, konuyu kapsayıcı bir şekilde ele alıyor. Grup şirketlerinin birbirini tamamlayan hedefleriyle bütüncül bir sürdürülebilirlik stratejisi benimseyen Borusan, yenilenebilir enerji alanında Borusan EnBW Enerji ile öncü çalışmalara imza atıyor.

Çevreye ve insana saygılı enerji üretimi  Bugün etkilerini yakından hissetmeye başladığımız küresel iklim değişikliği ve içinden geçtiğimiz enerji krizi yeşil enerjiye geçişi hızlandırıyor. Atıksız, emisyonsuz ve hiçbir kaynağı tüketmeyen üretimleriyle yenilenebilir enerji yatırımları bu dönüşümün en önemli bileşenini oluşturuyor. Saros Rüzgâr Enerji Santrali ülkemizin ve dünyanın sürdürülebilirliğine önemli bir katkı sağlarken, tesisin yapım ve işletme döneminde de yürütülen her faaliyette çevresel ve sosyal hassasiyetler gözetiliyor. Tüm yatırım dönemi boyunca sahadaki bitki ve hayvan türlerinin korunması amacıyla tam zamanlı biyologlar sahada görevli olarak çalıştı ve tüm çalışanlara konuyla ilgili gerekli farkındalık eğitimleri verildi. Ayrıca, Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi ile imzalanan protokol kapsamında yürütülen biyoçeşitlilik projesi ile, karasal yaşam kapsamında önemli türler arasında bulunan kuş ve yarasa popülasyonlarının orman alanlarında artışını sağlamak; böylece, ağaçlara zarar veren böceklerle beslenen bu türler sayesinde böcek popülasyonunu dengeleyerek ağaçların sağlıklı kalabilmesine destek olmak amaçlanıyor. Geliştirilen toplumsal katkı projeleri ile bölge halkının ortak kullanımına yönelik alanlarda düzenleme çalışmaları yürütülmeye devam ediyor.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirmek için çalışmaya devam!

Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı tesisin artan kapasitesiyle devreye girmesinin ardından şu açıklamayı yaptı:  “Ülkemizin yeşil enerji dönüşümüne katkıda bulunan büyük bir yatırımı tamamlamış olmanın mutluluğu ve gururu içindeyiz. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasının yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını etkin bir şekilde kullanabilmesiyle yakından ilişkili olduğuna inanıyoruz. Bu inançla, başta rüzgâr enerjisi olmak üzere ülkemizin yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirmek için çalışıyoruz. Saros RES için yaptığımız yatırım ekonomi ve çevre açısından Türkiye için değer yaratacak ve on binlerce hanenin elektrik ihtiyacını sürdürülebilir bir şekilde karşılayacak. Şirketimiz yenilenebilir enerji alanında emin adımlarla ilerlemeye devam edecek.

İsveç ve Şanghay’da bulunan iki üniversitenin ortak çalışması ile geliştirilen sıvı depolama sistemi, güneş enerjisi alanında devrim yaratabilir.

Yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan yatırımların artması ile birlikte bu alanda çığır açacak gelişmelerin de önü açılmış oldu. Özellikle güneş enerjisi alanında son yıllarda önemli yeniliklere imza atıldı. Görünen o ki bu alandaki bir sonraki devrimsel adım sıvı depolama teknolojisinde saklı olabilir.

İsveç’in Chalmers Teknik Üniversitesi’nde görevli bir grup araştırmacı, yenilenebilir enerji konusunda büyük farklılık yaratabilecek bir sıvı depolama sistemi geliştirdi. Bu sistem, güneş enerjisini 18 yıla kadar depolayabiliyor. Böylece depolanan enerjinin uzun süre tutulup, istendiği zaman kullanılması mümkün hale geliyor.

Molecular Solar Thermal (MOST) adını verdiklerini sıvı depolama sistemlerini 2017 yılında duyuran İsveçli araştırmacılar, aradan geçen sürede Shanghai Jiao Tong Üniversitesi’nden araştırmacılar ile bir araya gelerek depoladıkları bu enerjiyi istedikleri zaman kullanmalarına olanak sağlayan bu yeni teknolojiyi de hayata geçirdiler. 2017’de sıvı depolama konusunda önemli bir adım atan ekip, şimdi de depolanan bu enerjinin kullanımı konusunda çığır açabilecek bir adım atmış oldu.

MOST sistemi; karbon, hidrojen ve nitrojenden oluşan özel tasarlanmış bir molekül kullanıyor. Güneş ışınları bu molekül ile temas ettiğinde içindeki atomlar farklı bir formasyon alıyor ve şekil değiştiriyor. Bu da molekülün enerji bakımından zengin bir kaynağa dönüşmesini sağlıyor. Böyle güneş enerjisi sıvı bir halde depolanmış oluyor ve bu sıvı 18 yıl boyunca bozulmadan ve enerji kaybetmeden korunabiliyor.

Sıvı halde depolanmış enerji, şimdilik düşük miktarlarda elektrik üretmek için kullanıldı. Ancak araştırmacılar testlerin olumlu ilerlediğini ve bu teknolojinin daha büyük ölçekte de kullanılabileceğini söylüyor.  Eğer test aşaması sorunsuz ilerlerse, sıvı depolama güneş enerjisinin kullanımı için standart model haline gelebilir.

 

 

Dünya Çevre Günü’nde Global Compact Türkiye iklim krizi ile mücadele için çağrısını yineliyor.          Küresel ısınmanın etkilerinin önüne geçmek için 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması gerekirken yayımlanan son bilimsel iklim raporlarına göre 2025 yılına kadar zirveye ulaşması beklenen karbon salımlarının hızlıca düşürülmesi gerekiyor. Plastik kirliliği ile mücadeleden emisyonların azaltılmasına kadar şirketlere Türkiye’de hayata geçirdiği çeşitli programlarla rehberlik eden Global Compact Türkiye, sürdürülebilir bir gelecek için harekete geçme çağrısında bulunuyor.

Global Compact Türkiye Çevre Çalışma Grubu Eşbaşkanı Ebru Tüzecan “İklim biliminin sunduğu 1,5 derece hedefinden sapılmaması gerekiyor. Bunun başarılmasında ise şüphesiz iş dünyası çözümün kilit aktörü.”

Global Compact Türkiye Çevre Çalışma Grubu Eş Başkanı Servet Yıldırım “Gelecek hepimizin ama dünyamız tek. Bu nedenle sürdürülebilir bir gelecek için fazla geç kalmadan, hep birlikte harekete geçmemiz gerekiyor.”

Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayımladığı rapora göre küresel ısınmanın etkilerini önlemek için 2025 yılına kadar zirveye ulaşması beklenen karbon salımlarının hızla düşürülmesi, hatta beş yıl içerisinde yüzde 43’lük bir azaltım elde edilmesi gerekiyor. Dünyanın ve canlıların yaşamının sürdürülebilirliği için büyük bir tehdit arz eden küresel ısınmanın etkilerinin önüne geçmek içinse 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması ve ortalama küresel sıcaklıkların 1,5 derecede tutulması şart.

Bu noktada tüm paydaşlara önemli bir rol düşerken iş dünyasının da üstlenmesi gereken sorumluluklar artıyor. Aynı şekilde yatırımcıların ve tüketicilerin de şirketlerden “çevre odaklı tutum sergileme” yönünde artan taleplerini yerine getirmede pek çok kurumun rehberliğe ihtiyacı var. Küresel sorunlara karşı küresel iş birlikleriyle çözüm bulunabileceğini vurgulayan UN Global Compact, 20 yıldır sorumlu olduğu şirketlerle birlikte sürdürülebilir kalkınma yolunda somut ve ölçülebilir etki yaratmayı hedefliyor. Bu doğrultuda bu küresel deneyimi Türkiye’ye taşıyan Global Compact Türkiye, SKA’lara ulaşmak için şirketlerin yerel ve küresel bağlantılar kurabileceği, birbirinden öğrenip, iş birliği yaparak kolektif eylemi hızlandırabileceği platformlar sunuyor.

İklim biliminin sunduğu 1,5 derecede hedefinin önemini vurgulayan   Global Compact Türkiye Çevre Çalışma Grubu Eşbaşkanı Ebru Tüzecan, iş dünyasının olumlu anlamda dönüşüm sürecinde kilit rol üstlendiğini söyledi. Tüzecan “Bilimsel araştırmalar 2010 yılından bu yana insan faaliyetlerinden kaynaklanan net sera gazı emisyonlarının giderek arttığını gösteriyor. Paris İklim Anlaşması ile ivmelenen çabalara rağmen istenilen noktada değiliz. 2050 yılında 1,5 derece hedefine ulaşılabilmesi oldukça zor görünüyor ancak bu hala mümkün.  Bu hedef ile uyum, emisyonların neredeyse yılda yüzde 4,5 oranında azaltılması anlamına geliyor. Şüphesiz, iş dünyası bunun başarılmasında kilit rolü üstlenecek. Bilgi birikimi, kaynakları ve inovasyon kapasitesiyle azaltım, uyum ve dayanıklılık ve finansman konusunda dönüştürme gücüne sahip iş dünyasının, bu süreçte yol haritalarına ve rehberliğe ihtiyacı var. Global Compact Türkiye olarak UN Global Compact’in şirketlere sunduğu araçları, programları ve uzmanlığı Türkiye’deki şirketlerimize sağlayarak önemli bir misyonu yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Öte yandan 2015 yılında UN Global Compact, CDP, WRI ve WWF ortaklığıyla hayata geçen ve sera gazı emisyonlarının azaltılması ve net sıfır hedefinin tutturulabilmesi için şirketlere uluslararası standartlara ve iklim bilimine uyumlu bir metodoloji ve yol haritası sunan “Bilime Dayalı Hedefler inisiyatifi”ne (SBTi) Türkiye’deki şirketlerimizin de dahil olması için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Şirketlerin hedeflerinin doğrulanabilirliği ve iklim bilimi ile uyumu, ‘green-washing’ riskinin bertaraf edilebilmesi açısından oldukça önemli. Şirketlerimin emisyon azaltım hedeflerini SBTi gibi kuruluşlar kapsamında vermelerini teşvik etmemizin en önemli amacı da bu. Elbette şirketler için emisyon azaltım hedefi belirlemek tüm operasyonel, yönetsel ve üretim süreçlerinin dönüştürülmesi anlamına geliyor. Oldukça karmaşık ve teknik bilgi birikimi gerektiren bu süreçte şirketlerimize UN Global Compact’in küresel çapta hayata geçirdiği İklim Hedefi Hızlandırma Programı ile destek olmayı amaçlıyoruz” dedi.

Programın yeni dönemine Türkiye’den 28 şirketin katıldığını söyleyen Global Compact Türkiye Çevre Çalışma Grubu Eş Başkanı Servet Yıldırım ise program sayesinde şirketlerin ihtiyaçları olan metodolojiye ilişkin online içerikler ve etkileşimli atölye çalışmaları ile bu bilgi ve yetkinlikleri kazanabileceklerini belirtti. Yıldırım “Bugün dünyada 2000’den fazla şirket Bilime Dayalı Hedefler inisiyatifi kapsamında emisyon azaltım hedefi belirlemek üzere çalışıyor. Son yayımlanan SBTi 2021 İlerleme Raporu’nun sonuçları ise umut verici. Raporun bulguları, bilime dayalı hedeflere yönelik uluslararası ölçekte artan bir ivmelenme olduğunu gösteriyor. Rapora göre, 2021 yılının sonunda, SBTi tarafından onaylanan 108 emisyon azaltım hedefinin yaklaşık %80’i 1,5°C ile uyumlu. Hedefler ile sağlanan azaltım, 2020 yılındaki Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarının %12’sine, 2015 – 2020 arasındaki emisyonların ise %29’una denk geliyor.  Türkiye’den ise şu ana kadar 27 şirket SBTi kapsamında taahhüt verdi, 5’i net sıfırı yakalamak için emisyon azaltım hedeflerini belirlerdi. Bu şirketlerin 16’sı ise UN Global Compact üyesi. Bu sayı elbette yeterli değil.  Bu yıl ikincisini gerçekleştirdiğimiz İklim Hedefi Programı ile daha fazla şirketimizin emisyon azaltım taahhütlerini vermesini ve Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine katkı sağlamasını umut ediyoruz. Öte yandan iklim değişikliği ile mücadelenin yanı sıra Global Compact Türkiye olarak bugün dünyada önemli bir çevresel sorun haline gelen plastik konusunda da önemli çalışmalar yapıyoruz. İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği ve TÜSİAD iş birliği ile 2019 yılında hayata geçirdiğimiz İş Dünyası Plastik Girişimi’ne bugün itibarıyla 49 şirket imza attı. Bu şirketler plastik kirliliği ile mücadelede somut azaltım hedefleri belirliyor ve her yıl ilerlemelerini raporluyorlar. 2021 yılında toplamda 43 bin ton plastik azaltımı hedefi ortaya kondu, önümüzdeki aylarda hem bu hedeflerdeki ilerlemeyi hem de Girişim’e dahil olan yeni şirketlerin bu çabaya etkisini ortaya koyan bir rapor yayımlayacağız. Gelecek hepimizin ama dünyamız tek. Bu nedenle sürdürülebilir bir gelecek için fazla geç kalmadan, hep birlikte harekete geçmemiz gerekiyor” dedi.

 Japon IHI Corporation ve NEDO, Kairyu Deniz Türbini adı verilen sistemle derin okyanus akıntılarını kullanarak elektrik üretiyor.

Japon IHI Corporation şirketi, Japon devlet kuruluşu Yeni Enerji ve Endüstriyel Teknoloji Geliştirme Örgütü (NEDO) ile birlikte geliştirdiği ve okyanus akıntısı anlamına gelen Kairyu adını verdikleri sistemle, deniz dibi koşullarında elektrik üretmeye başladı. IHI Corporation sistemin deneme çalışmalarını 3 yıldır sürdürüyordu.

OKYANUS AKINTISINDAN KESİNTİSİZ ELEKTRİK  Kairyu Deniz Türbini, teknik olarak rüzgar enerjisi santrallerinin derin deniz versiyonu olarak tanımlanabilir. Sistemin her iki tarafındaki bölmelerin ucunda 11 metre uzunluğunda türbin kanatları bulunuyor. Bunlar jeneratörün su altındaki konumunu stabilize etmek için zıt yönlerde dönüyor. İki yanda bulunan türbinlerin deniz dibindeki irtifası, ortada ve biraz yüksekte bulunan silindirik bölme, sistemin su içinde aşağı/yukarı hareketini sağlıyor. Böylece türbinler akıntının irtifası değiştikçe dikey doğrultuda akıntının en güçlü olduğu derinliğe geçerek, yer değiştirebiliyor. Bu da kesintisiz üretime olanak tanıyor. Sistem bu açıdan aralıklı üretim yapabilen bütün alternatiflerden ayrılıyor. Sistemin dkiey hareketi, bakım ve onarım için kolayca yüzeye çıkasına da imkan veriyor.

VERİMLİLİK ORANI %70  Sistem, dünyanın en büyük okyanus akıntılarından biri olan Kuroshio Akıntısı boyunca deniz dibine demirlenerek çalışıyor. Kuroshio Akıntısı, Filipinler’in doğusundan başlıyor; Tayvan ve Japonya’yı geçerek kuzeydoğu yönünde akıyor. Kuroshio, Pasifik Okyanusu’ndaki en güçlü akıntı. Kuroshio Akıntı Sistemi aynı zamanda iklimi Kuzey Amerika’ya kadar etkileyen, dünyadaki en yoğun hava-deniz ısı değişim bölgelerinden birini yaratıyor.

Saniyede 2,5 metre hızla akan Kuroshio, Kairyu’nun çalışma süresinin %70’inde üretim yapabilmesini sağlayacak. Bu oran karadaki rüzgar enerjisi sistemlerinde %29; güneş enerjisi sistemlerinde ise %15. NEDO Kairyu Deniz Türbini Sistemi’nin Kuroshio Akıntısında 200 GW’a kadar güvenilir enerji üretebileceğini tahmin ediyor.

KAİRYU İLK ÖRNEK DEĞİL  Kairyu Deniz Türbini dünyadaki ilk örnek değil. Ancak öncüllerine göre hem performans, hem kurulu güç, hem de verimlilik olarak öne çıkıyor. İskoçya merkezli Orbital Marine Power’ın Kuzey Denizi’nde yaklaşık 2 yıl önce kurduğu ve 2.000 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayan 2MW’lık gelgit türbini bunlardan biri. Orbital’ın türbinlerinin jeneratörlerini Türkiye merkezli Teksan temin etmişti.

Güney Kore’de dünyanın en büyük gelgit enerji santrali olarak bilinen 254MW’lık Sihwa Gölü Santrali ile Fransa, La Rance’da 1966’da kurulan, 240MW’lık dünyanın en eski gelgit santrali de Kairyu’nun öncüllerinden.

Bu tesislerin her ikisi de enerji üretiminde, gelgitlerle açılıp kapanan kapılara sahip uzun bir su altı duvarından yararlanıyor. Örneğin, La Rance tesisindeki duvarın uzunluğu 145 metre. Bu teknik, birden fazla türbinle yüksek miktarda güç üretmek açısından avantajlıdır. Sihwa Gölü tesisinde toplam 10 türbin bulunuyor. La Rance’ta ise 24 türbin var.

330 ton ağırlığındaki Kairyu ise gelgitlerle değil akıntılarla çalışan bir sistem. Kairyu’nun sistemi şöyle çalışıyor: Gelgit veya akıntılarla oluşan suyun hareketi, rotora bağlanan kanatları döndürüyor. Böylece rotor dönüyor ve sisteme entegre olan jeneratöre güç sağlıyor.

        Dünyanın hemen hemen her yerinde montaj çözümleri denince ilk akla gelen ve ilk tercih edilen marka olan Atlas Copco Endüstriyel Teknik,

“akıllı cıvatalama” ile rüzgâr enerjisi sektöründe uygulanan proseslerdeki olası hata riskini ortadan kaldırıyor.

            Rüzgâr endüstrisi müşterilerine “özelleştirilmiş çözümler” de sunan Atlas Copco Endüstriyel Teknik’in Genel Endüstri Bölüm Müdürü Uğur Macit, bizlere rüzgâr enerjisi sektörünün ihtiyaçlarını ve şirketin sektör için sunduğu çözümleri anlattı.

     Rüzgâr enerjisi sektörü için yaptığınız birçok yenilik var. Bize bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Atlas Copco bildiğiniz gibi 1873 yılında kurulmuş o günden bu yana endüstriyel fikirlerin yuvası. Akıllı montaj teknolojilerimizle birçok sektörde kritik bağlantıların güvenle ve hızla gerekleştirilmesini hem ürünlerimiz hem de uzman ekibimizle sağlamaktayız. Türkiye’de sadece Endüstriyel Teknik için çalışan 130 kişiden büyük bir ekibimiz var. Son yıllarda, rüzgar endüstrisinde teknoloji geliştikçe, sahada rüzgâr türbinlerinin inşası, devreye alınması ve bakımı sırasında kalite kontrol ve hata önleme konusunda artan bir talep görüyoruz. Otonom sistemler dünyasında, otomasyon gerekliliği rüzgâr endüstrisine de girmeye başladı. Bu durum, rüzgâr enerjisi sektörüne olan stratejik odağımızı artırmamıza, ürün portföyümüzü rüzgâr sektörü tarafından kullanılan tüm cıvatalama çözümlerini içerecek şekilde genişletmemize yol açtı.

Biz de Atlas Copco Endüstriyel Teknik olarak rüzgâr endüstrisinin özel taleplerini karşılamak için yenilikçi çözümlere yoğun bir şekilde yatırım yaptık. Standart ekipman yelpazemizi üretmeye devam ederken, aynı zamanda yeni bir “akıllı ekipman” yelpazesi oluşturduk. Bugün hidrolik anahtarlar, cıvata gerdiriciler, elektrikli ve bataryalı somun sıkıcılar, hatta manuel tork anahtarları gibi tüm ürün grupları için hem endüstriyel hem de akıllı çözümlerden oluşan eksiksiz bir ürün yelpazesi sunabiliyoruz.

Ayrıca müşterilerimiz için optimize edilmiş çözümler sunuyoruz. Tasarım ve üretim için özelleştirilmiş çözümler için çalışan bir mühendislik ekibimiz de var.

     Geleneksel olarak kullanılan cıvata gerdiricilerden farklı olarak ne gibi özellikler eklendi akıllı el aletlerine?

Bizim için ‘Akıllı Cıvatalamadan’ bahsettiğimizde, bir sürecin daha az hata riskiyle daha hızlı ve daha güvenli bir şekilde tamamlanmasını sağlayabilecek sensörlere ve dahili zekaya sahip cıvatalama çözümlerinin kullanılmasını kastediyoruz. Bu aynı zamanda bu proses hakkında iyileştirmeler yapmak veya kaliteyi izlemek için kullanılabilecek bilgileri kaydetme imkanı sağlıyor.

Veri izlenebilirliğine duyulan ihtiyaç, diğer sektörlerde olduğu gibi rüzgâr sektöründe de son derece önemli. Dâhili bir zekâya sahip olan akıllı el aletleri, entegre sensörleri sayesinde verileri kaydedebiliyor ve proseslerin doğru şekilde yürütüldüğünden emin olunmasını sağlıyor.

Bu süreç şöyle ilerliyor: Aletlerdeki entegre sensörler, operatörün cıvatalama işlemi sırasında doğru prosesi izlemesine rehberlik ediyor. Yani akıllı el aletleri, sürecin tam kontrolüne olanak tanıyor. Bu da prosesin herhangi bir bölümünde gerçekleşebilecek bir kalite kusurunun erkenden tespit edilebilmesini mümkün kılıyor.

     Bu yeni ürün yelpazesi, rüzgâr enerjisi türbinlerinde uygulanan cıvatalama işlemi için ne gibi avantajlar sağlıyor?

Akıllı cıvatalama sayesinde türbinler daha güvenli bir şekilde üretilebiliyor ve kurulabiliyor. Ayrıca cıvalatama işlemi sırasında olabilecek hatalar önceden fark edilebiliyor, böylece hem maddi kayıp hem de zaman kaybı engelleniyor.

İnsan faktörünün devrede olması, tüm prosesi riske açık hale getiriyor. Bir teknisyen, proseslerin doğru uygulandığını kontrol etmek için bazı verileri fiziksel olarak kağıda ya da tablet gibi bir cihaza elektronik olarak kaydettiği manuel dokümantasyon prosedürlerini kullanır. Akıllı el aletleri kullanılarak bu riskler en aza indirilebiliyor, hatta tamamen ortadan kaldırılabiliyor. Böylece kalite kontrolüne olan ihtiyaç ve servis talepleri de azalıyor. Ayrıca akıllı montaj sistemlerinin performansları izlenebiliyor ve hizmet ömürleri optimize edilebiliyor. Bu da işletme maliyetlerini azaltabiliyor. Yani daha az hata riskiyle, daha hızlı ve daha güvenli operasyonlar demek.

    Özelleştirilmiş çözümleriniz ve potansiyel faydaları hakkında da bize bilgi verebilir misiniz?

Rüzgar sektöründe türbin tasarımları değişiyor ve gelişiyor, ayrıca farklı yerlerde kullanılan farklı türbinler var, bu nedenle müşterilerimizin özelleştirilmiş bir tasarıma, yani bugün var olan standart bir ürüne dayalı, ancak bazı değişikliklerle bir şeye ihtiyaç duymaları oldukça yaygındır.Bu da özel bir gerdirme çözümüne yani “özelleştirilmiş bir tasarıma” ihtiyaç duyuruyor. Cıvatalama süreçlerinde “daha hızlı, daha güvenli ve daha akıllı” hale getiren özelleştirilmiş çözümlerin dinamik ve uyarlanabilir olması, bu sistemlerin ihtiyaç duyulan her yerde kullanılabilmesine de olanak sağlıyor.     

Rüzgâr enerjisi sektörü için bundan sonraki çalışmalarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Atlas Copco Endüstriyel Teknik olarak süreç güvenliğini en üst düzeye çıkarıp, operasyonel riskleri en aza indirirken aynı zamanda toplam maliyetlerin de düşmesini sağlıyoruz. Bugün olduğu gibi bundan sonra da müşterilerimizin yenilenebilir enerjiyi en verimli ve uygun maliyetle üretmelerine yardımcı olmaya devam edeceğiz.

 

       Dr. Fatih Birol: “Dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız”

Enerji güvenliği ve temiz enerjide son gelişmeler Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” başlıklı konferansta ele alındı.

Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor” dedi.

EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner; “Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz” diye konuştu.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol ise, 24 Şubat 2022’nin küresel enerji krizinin başlangıcı olduğunu belirterek, “Şu anda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu krizden kısa süre içinde çıkmamız da mümkün gözükmüyor. Özellikle yaz ile birlikte petrol ve kış ayları ile birlikte de doğalgaz fiyatlarında ciddi bir yükseliş görebiliriz. Yaşanan bu enerji krizi nedeniyle nükleerin bugün artık yeniden geri dönüş yaptığını söyleyebiliriz” dedi.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC), dünyanın önündeki en önemli konuların başında gelen enerji ve iklim konusunda düzenlediği etkinlikler ile kamuoyunu aydınlatmaya devam ediyor. IICEC, bu kez de küresel gündemin ilk sıralarında yer alan ve Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte çok daha önemli hale gelen enerji güvenliği konusunu temiz enerji trendleri ile birlikte, İstanbul’da düzenlediği “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konferans ve panelde ele aldı.

Sabancı Center’da gerçekleştirilen ve Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın açılış konuşması ile başlayan konferansta EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner ve IEA Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol da birer konuşma yaptı.

“Çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız”

Konuşmasına, katılımcılara teşekkür eden ve Mart ayında oy birliği ile üçüncü dönem IEA Başkanlığı’na seçilen Dr. Fatih Birol’u kutlayarak başlayan Güler Sabancı, şunları söyledi;

“Dr. Fatih Birol’un, Başkanlığı ile Uluslararası Enerji Ajansı, ‘küresel enerji güvenliği’ne yön veren ve ‘küresel temiz enerji dönüşümü’ne liderlik eden bir organizasyon niteliğine ulaştı. Buradan da G7 Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un daveti üzerine; enerji ve iklim alanlarında konuşma yapmak ve ikili görüşmelerde bulunmak için, G7 Liderler Zirvesi’ne geçecek. Bugün, enerji ve iklim alanında en son gelişmeleri ve gelecek perspektifini, Dr. Fatih Birol’dan dinleme ayrıcalığına sahip olacağız.

Son dönemde küresel ve bölgesel gelişmeler ile birlikte enerji güvenliği dünya gündeminin en üst sıralarına geldi. Petrol, doğal gaz, diğer yakıtlar, elektrik enerjisi ve temiz enerji teknolojilerinin tedarik zincirlerini kapsayan, çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan, iklim güvenliği ve temiz enerji konularında gezegenimizin daha sürdürülebilir geleceğini temin etmek, aynı zamanda sosyal ve ekonomik gelişim hedeflerini desteklemek bakımından önemli adımların da kesintiye uğramaması gereken bir dönemdeyiz. Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor.

“IICEC, Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir”

Sabancı Üniversitesi olarak, enerji ve iklim konularına uzun süredir öncelik veriyoruz. IICEC’i, bir enerji ve iklim merkezi olarak, bu iki konunun birbirinden ayrılamayacağı vizyonu ile kurmuştuk. IICEC, benim ‘Başarı Üçgeni’ olarak tanımladığım model içerisinde; kamu, özel sektör ve akademiyi, daha güvenli ve daha temiz bir enerji geleceğini destekleyecek, hedeflere doğru, ortak akıl üretmek üzere buluşturmaya devam ediyor. IICEC’in, ekosistem içerisinde iş birliklerini ve etki alanını büyütüyor olduğunu görmekten çok memnunum.

IICEC, 2020’de Türkiye’de bir ilke imza atarak ‘Turkey Energy Outlook’ çalışmasını yayımladı. Sektör paydaşları tarafından sahiplenilen bu çalışma, referans niteliğine ulaştı. Geçen yıl IICEC, ‘Türkiye Elektrikli Araçlar Görünümü’ çalışmasını, yine Türkiye’de bir ilk olarak kamuoyu ile paylaştı. IICEC, bu yıl da ‘Outlook’ serileri perspektifinde, Türkiye’nin en önemli fırsat alanlarından biri olan ‘Yenilenebilir Enerji’ odaklı çalışmalarını sürdürüyor. ‘Türkiye Yenilenebilir Enerji Görünümü’ çalışmasını, yine bütüncül ve analitik bir perspektifle ve sektör paydaşları ile katılımcı bir anlayış ile geliştiriyor. Bilime dayalı yaklaşımlar ve iş dünyası iş birliklerinden değer yaratılması, günümüzde en kritik başarı faktörlerinden birisi durumuna gelmiştir. IICEC, bu perspektifte Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir.”

“Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip”

Enerji güvenliği ve karbonsuzlaştırma gündemlerinin karşılıklı olarak birbirini destekleyici hale geldiğine dikkat çeken EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner şunları kaydetti:
“Bugün yenilenebilir enerji konusu daha da ikna edici hale gelmiş durumda. Yenilenebilir enerji kapasitesinin arttırılması, doğal gazı ihracat için serbest bırakacak ve daha karmaşık ürünler geliştirmek için yenilenebilir enerjiyi yeşil hidrojene dönüştürmek için bir fırsat yaratacaktır. Bu da sonuç olarak enerji yoğun sektörlerin karbondan arındırılmasına yardımcı olacaktır.

Türkiye, karbondan arındırılması zor sektörlerde net sıfır emisyon elde edilmesine yardımcı olmak ve 2053 net sıfır hedefine ulaşmak için yurt içinde kullanımın yanı sıra uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz.

Ticaret Bakanlığı’nın ‘Ulusal Yeşil Mutabakat Eylem Planı’ aracılığıyla, Türkiye bir dizi karbon yoğun sektör için karbonsuzlaştırma yol haritaları geliştirme planlarını duyurdu. Şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile, aynı zamanda Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan ilk etkilenecek olan Türk sanayi sektörleri için bir 2053 karbonsuzlaştırma yol haritası üzerinde ortaklaşa çalışıyoruz. Bu sektörler ise, alüminyum, çimento, gübre ve çeliktir.

Bununla birlikte EBRD Yeşil Şehirler, Banka’nın amiral gemisi programı ve şimdiye kadarki en büyük finansman çerçevesi olup toplam 5 milyar Euro’ya ulaşacak şekilde genişletildi. Ankara, Gaziantep, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört şehri, temiz kentsel ulaşımdan belediye kullanımları için yenilenebilir enerji üretimine kadar uzanan yeşil yatırım projelerinin ardından programa katıldı. Ayrıca Yeşil Ekonomi Finansman Programları, GEFF’lerimiz (Yeşil Ekonomi Finansman Kredisi) aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve ev sahiplerinin yeşil teknolojilere yatırım yapmasına yardımcı oluyoruz. EBRD’nin Türkiye’deki programları olan TurSEFF (Türkiye Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı), MidSEFF (Türkiye Orta Ölçekli Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı) ve TuREEFF (Türkiye Konutlarda Enerji Verimliliği Finansman Programı) aracılığıyla Türkiye’deki projelere 2 milyar Euro yatırım yapıldı. EBRD, bu yıl GEFF Türkiye adı altında 500 milyon Euro’luk yeni bir çerçeve de duyurdu ve ilk kredi işlemleri gerçekleşmeye başladı.”

“Bu kriz, enerji dünyası için bir dönüm noktası olabilir”

IICEC’in 12 yaşına gelmesi ve bu kadar önemli konularda rehber niteliğinde çalışmalar yapmasının Güler Sabancı’ın vizyonerliğine borçlu olduğunu hatırlatan Dr. Fatih Birol, şöyle devam etti:

“24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile dünya ilk global enerji krizini yaşamaya başladı. Şu anda ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu enerji krizinden kısa bir süre içinde dünyanın çıkması mümkün gözükmüyor. Bu enerji krizi gıda başta olmak üzere beraberinde başka krizleri de getiriyor. Bunun yanında bir de Ukrayna’da bir insanlık krizi yaşıyoruz.

70’li yıllarda petrol krizleri yaşadık ama o zaman sadece petrol krizi vardı. Şimdi hem petrol hem doğalgaz hem kömür hem elektrik bunların hepsinde ciddi olarak, sorunlarla karşı karşıyayız. O petrol krizine bakarsak, enflasyonda çok ciddi artış oldu. Şimdi onu yavaş yavaş yine görüyoruz. İkincisi; resesyon. Şimdi yavaş yavaş bence oraya doğru gidiyoruz. Ama 70’lerdeki petrol krizi sadece resesyon ve enflasyonun artışına neden olmadı; yeni enerji tasarrufu enerji güvenliği ön plana geldi. Bu bir tepkiydi ve bütün otomotiv sektörünü birdenbire değiştirdi. Ülkelerin petrol şoklarına karşı geliştirdiği ikinci tepki de nükleer sanayi oldu. Dünyanın şu anda kullandığı nükleer santrallerin yüzde 40’ı o tarihteki enerji krizine tepki olarak kurulan santrallerdir. Bunu şundan söylüyorum; şimdi krize tabi çok zor günler geçirdik ve bence çok daha zor günler geçireceğiz. Buna da beraberinde 70’lerdeki krizlere olan tepki gibi bir tepki gelecek onu da görüyorum. Buna da biz önderlik ediyoruz. Onun için ben, bu krizin enerji dünyası içinde bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.

“Avrupa için 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve liderlerle paylaştık”

Piyasalara bakarsak; petrol fiyatları 100 dolarların üzerinde ve enflasyona da çok fazla katkı yapıyor. Benim endişelerimden biri, yaza doğru geldikçe durumun daha da ciddi olabileceği yönünde. Çünkü yaz aylarına gelirken petrol talebi tipik olarak artmaya başlar. Ortadoğu’daki üretici ülkeler şu anda stoklarında olan petrolü eğer piyasaya sürerlerse, üretimi artırırlarsa bu fiyatlarda bir rahatlama yaratacaktır. Ancak eğer ekonomide ciddi bir zayıflama olmazsa ve petrol üreticisi ülkeler yeni adımlar atmazlarsa, Avrupa çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.  Şu anda Avrupa’daki ülkelerin kullanacakları stoklar gerçekten son derece düşük seviyede. O yüzden biz Avrupa’ya 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve Avrupalı liderlerle paylaştık. Bu planın belli kesimlerini Almanya dahil birçok ülke uyguluyorlar. Bunlar nelerdir; ihtiyaç halinde evdeki doğalgaz ısıtma termometresini bir ya da iki derece azaltmak. Hesaplarımıza göre, Avrupa’da evleri iki derece az ısıtırsak, tasarruf edeceğimiz doğalgaz miktarı Rusya’nın en büyük boru hattıyla Avrupa’ya gelen gazına eşit bir miktar olacak. Bir ay önce Avrupa hükümetlerine yazdığımız yazıda, ülkelerin bir acil durumda gerçekleştirilecek gaz dağıtımı kısıtlama planı anlattık. Gaz sevkiyatını düzenli olarak kısıtlama programlarının hazırlanması gerekir. Bu arada bir yandan Avrupa doğalgazı Rusya’dan azaltmak için bu adımları atarken, Rusya’da doğalgazın tamamını kesebilir. Böyle bir olasılık da bence masada duruyor.

“Enerji krizinde alınacak kararlar, iklim kriziyle mücadeleyi zor duruma sokmamalı”

Şimdi bu piyasaların durumu gerçekten fazla iç açıcı bir durum değil. Şimdi başka bir kriz daha var o da iklim krizi. Dünyada iklim krizine neden olan emisyonun yüzde 80’i enerji sektöründen geliyor. Bazı ülkelerde, bazı sektörlerde mevcut duruma refleks olarak ciddi bir dalga halinde fosil enerji yatırımlarının da gelebileceğini görüyoruz. Dolayısıyla enerji krizinde alacağımız kararlar, iklim kriziyle mücadelemizi daha da zor duruma sokmaması lazım. Enerji güvenliğini bir anlamda kontrol altına alalım derken, iklim krizini daha da kötü hale getirmemek gerekiyor.

“2022’de temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye bir büyüme görüyoruz”

2022 yılında ilk defa temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye varan ciddi bir büyüme görüyoruz. Bunun yanında elektrikli arabalarla ilgili güzel haberler geliyor. 2019 yılında dünyada satılan her yüz arabadan 2 tanesi elektrikli arabaydı. Bu sene bizim beklentimiz her yüz arabadan 15’inin elektrikli araba olacağı şeklinde. Yani yüzde 2’den yüzde 15’e bir pay artışı.”

“Dünya nükleer enerjiye şimdiden geri dönüş yapıyor.”

Nükleer enerjiye yönelik talep artışı ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Dr. Fatih Birol, nükleer enerjiye yönelik son dönemde bir geri dönüşün olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi;

“Ukrayna işgalinden sonra nükleere olan ilginin çok ciddi olarak arttığını her yerde gözlemliyorum. Belçika, Almanya ve Japonya hükümetlerine nükleeri tekrardan gündeme almayı düşünmelerini önerdik. Çünkü şartlar onu gerektiriyor. Birincisi; enerji güvenliği, ikincisi, doğalgaz fiyatlarının artmış olması ki, doğalgaz fiyatlarında kısa bir dönem içerisinde aşağıya düşmesini beklemek son derece iyimser bir beklenti olacak. Üçüncüsü de dünyada yenilenebilir enerjinin payı giderek artacak. Yenilenebilir enerji arttığı zaman sistemlerde şebekelerde belli bir güvenlik sağlamak için nükleer gibi bir opsiyona ihtiyacınız var. Dünya nükleer enerjide şimdiden geri dönüş yapıyor. İngiltere, ABD, Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi yeni enerji stratejilerinde nükleere aslan payı veren ülkeler. Bununla birlikte nükleerde inşa sürecini hızlandıran küçük modüler reaktör denilen yeni bir teknolojinin gelişimi sürüyor. Bunlar çok daha esnek, çok çabuk daha kısa zamanda inşa edilen ve hemen devreye alınabilen teknolojiler. Bunlar şu anda hala ticari değil, ama birçok bunun üzerine çalışıyor. Önümüzdeki beş altı yıl içinde 2030 öncesinde bunların ticari hale geleceğini düşünüyorum.”
Panelde, iklim ve enerjideki son gelişmeler değerlendirildi

Konuşmaların ardından ise, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Oğuz Afacan moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele geçildi. Panelde, TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, Borusan Holding Grup CEO’su Erkan Kafadar, ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran ve SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konusunda birer konuşma yaptılar.

“Yılda yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz”

TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç:
“2002 yılından bu yana Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında gerçekleştirilen projeleri desteklemeyi sürdürüyoruz. Kaynak ayırdığımız hidroelektrik santralleri, güneş, rüzgâr, biyokütle ve jeotermal enerji santralleri gibi enerji projeleri, Türkiye’nin toplam kurulu yenilenebilir enerji gücünün yüzde 15’ini temsil ediyor. TSKB olarak, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerine sağladığımız finansman ile yıllık yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz.

Türkiye’nin önemli düzeyde sahip olduğu yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirebilmesi için yatırım kredilerinin yanı sıra, yeşil tahvil, halka arzlar ve yeni finansman yöntemleri ile sektörün gelişiminin desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden de TSKB olarak, Türkiye’nin enerji politikası kapsamında gerek yeni tesis yatırımları gerek hibrit ve kapasite artışları yoluyla gerçekleştirilecek yenilenebilir enerji yatırımlarına tüm iş kollarımızla desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Fon kaynaklarımızı, finansman modellerimizi ve danışmanlık hizmetlerimizi özellikle ESG odaklı yeni açılımlarla zenginleştirme gayreti içindeyiz. 2030’a kadar 8 milyar ABD doları SKA bağlantılı finansman hedefimiz bulunuyor. Bu kredilerin oranını 2021-2025 yılları arasında yüzde 90 seviyesinde korumayı hedefliyoruz.”

“Küresel iklim değişikliği ve enerji krizi yeşil enerjiye dönüşümü hızlandırdı”

Borusan Holding CEO’su Erkan Kafadar:  “Küresel iklim değişikliği, yaşamakta olduğumuz enerji krizi tüm dünya çapında yeşil enerjiye ve yeşil ekonomiye dönüşümü hızlandırdı. Enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji odaklı arza yönelik yatırım yapılması, bu dönüşümün ana aksında yer alıyor. Ekonomik kalkınma ile eşgüdümlü planlanan enerji politikaları, daha öngörülebilir bir pazar ve öngörülebilir serbest bir piyasa bu dönüşüm için büyük önem taşıyor.

Bu çerçevede netleştirilecek strateji kapsamında gerekli bağlantı kapasitesi için altyapıların, artırılacak sistem esnekliği ile birlikte oluşturulması daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesinin şebekeye entegrasyonununu sağlayacak. İzin süreçlerinin kolaylaştırılması ve uygun finansman koşullarına erişim için düzenlemelerin geliştirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesinde önemli adımları oluşturacak. 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi dahilinde İklim Kanunu’nu yayınlanması, Yeşil Mutabakat Eylem Planı çalışmalarının tamamlanması, bu bütünlük içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulması bu dönüşüm sürecini hızlandıracağına inanıyorum. Tüm bu süreçleri yürütecek insan kaynağımızın ve tedarikçi ekosistemimizin geliştirilmesi de bu dönüşümün olmazsa olmaz bir parçası.”
“Yenilenebilir enerji için finans sektörü gerekli adımları atmaya başladı”

ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran:  “Enerji sektörü iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir ekonomi için en önemli araçlardan biri. Hükümetler, şirketler ve kurumlar olarak, hepimizin ortak bir amaçla, ortak bir hedefe doğru gitmemiz kritik. Bu yolculukta herkesin yatırım yapması gerekiyor. Bu kapsamda finansal hizmetler sektörünün, ek sermayeye erişim ve uygun koşullarda finansman sağlayarak müşterilerinin ‘yeşil’ alana geçiş yatırımlarını teşvik edici ve destekleyici olmaları çok önemli bir rol oynayacak. Bu nedenle temiz enerji temelinde finans sektörünün tüm sektörleri bu yönden inceleyerek raporlaması büyük önem taşıyor. Bu noktada yalnız finansal destek değil, ihtiyaç duyan şirketlere danışmanlık vermek de sürdürülebilirlik finansmanının uluslararası kurumlardan sağlanması açısından oldukça önemli.

Yenilenebilir enerji açısından finans sektöründeki kurumların gerekli adımları atmaya başladığını görüyoruz. Yola erken çıkanlardan biri olarak ING Grubu olarak biz de 2025 yılı sonuna kadar yenilenebilir enerjinin yeni finansmanını %50 oranında artırmayı hedeflediğimizi açıkladık. ING Türkiye olarak da uluslararası deneyimimizi ülkemize aktarmaya, ürün yelpazemizi genişletmeye ve sürdürülebilir bir dünya hedefinde çalışmaya devam edeceğiz.””

“Ukrayna’daki savaş enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi”

SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin:
“Ukrayna’daki savaş bir insanlık trajedisi olmakla birlikte hepimize, enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi. Dünyanın daha fazla ve daha temiz enerjiye ihtiyacı devam ediyor. Bu nedenle, Shell olarak, müşterilerimizin karbondan arınmalarına yardımcı olması amacı ve bilinciyle ortaya koyduğumuz ‘İlerlemeye Güç Katma- Powering Progress’ stratejisi değişmeden devam ediyor. Bunun ötesinde birçok hükümetin ithal fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerjiyi desteklemesi gibi ortaya konulan teşvikler bu yönde attığımız adımları hızlandıracaktır. Ancak net sıfır karbon emisyonlu bir dünyaya doğru ilerlerken özellikle karbondan arındırılması en zor sektörlerin devamlılığı için tüm senaryolarda petrol ve gazın hayati rolü devam ediyor.”

Türkiye’de temiz hava hakkı için mahkemeye giden ilk insanın nefes kesen hukuk mücadelesinde yanında olun!

Hava insan eliyle çizilmiş yapay sınırları tanımaz. Bu nedenle bir ilde havanın kirli olması başta o ilin bulunduğu bölge olmak üzere tüm ülkeyi ve hatta tüm dünyayı ilgilendirir. Tam da bu nedenle hava kirliliği ile mücadele de kolektif ve organize bir çalışmayı gerektirir.  Temiz hava hepimizin hakkı ama onun için hayati önem taşıyor!

Abdülbari Koç, genetik bir rahatsızlık olan orak hücreli anemi hastası. %90 oranında engelli ve tek geçim kaynağı aylık 900 TL olan engelli maaşı. Türkiye’nin en kirli ve Avrupa’nın ikinci en kirli havasına sahip şehrinde, Batman’da yaşıyor. Batman’ın kirli havası hastalığını tetikliyor ve sık sık kriz geçirmesine sebep oluyor.  Yaşadığı krizler bazen birkaç saat sürse de genelde günlerce, bazen haftalarca devam ediyor.  Bu sebepten yılın büyük bir bölümünde kendi evinde cam açmadan oturmak zorunda kalıyor, kalan bölümünü ise yaşadığı krizler sebebi ile hastanede geçiriyor…

Abdülbari Koç, Batman’daki hava kirliliği nedeniyle ömrünün neredeyse yarısını ilgili idarelere sorumluluklarını hatırlatmak için sesini duyurmaya çabalamakla geçiriyor. Ancak sonuç alamıyor! Sorumlu idareler, yegâne gayesi temiz hava solumak olan Koç’un 2007 yılından beri yaptığı 100’e yakın başvuruyu ya yanıtsız bırakıyor ya da “ilgileniyoruz”, “bakıyoruz” gibi yanıtlarla geçiştiriyor. 15 yılı aşkın süredir anayasal dilekçe hakkını kullanarak havanın temizlenmesi için mücadele eden Abdülbari Koç’a karşı sessiz kalan otoriteler, bununla yetinmeyip, caydırma amacıyla savcılığa şikâyette bulunuyor. Kendisine usulüne uygun şekilde tebligat dahi yapılmaksızın hakkında yakalama emri çıkarılarak kolluk gücüyle ifadeye götürülmeye çalışıldığı sırada Koç, yaşadığı stres nedeniyle kriz geçiriyor.

Batman’daki hava kirliliği çok eskiye dayanan ve çözülmeyen kronik bir sorun.  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmî açıklamalarında Batman’daki hava kirliliğinin temel nedenleri olarak; enerji ve petrol endüstrisi tesislerinin (TÜPRAŞ-BOTAŞ gibi) şehir içinde kalması, anız yangınları ve vatandaşa dağıtılan düşük kaliteli kömür kullanımı olduğu belirtiliyor.

Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Hakkı Baltacı tarafından Batman’ın hava kalitesiyle ilgili hazırlanan bilimsel görüş raporunda ise, Batman’ın 2006 ile 2020 yılları arası için yapılan analiz sonuçları inceleniyor ve yılın yarısında kirletici PM10 değerlerinin eşik değerini aştığı ve kış aylarında ise kükürtdioksit değerlerinin de çok fazla olduğu ifade ediliyor. Kısacası Batmanlılar aslında uzun yıllardır bu kirli havayı soluyor ve petrol ve kömür kokusundan camlarını bile açamıyor.

Tüm bu raporlar ve veriler gösteriyor ki, Batman’daki insan sağlığını bu ölçüde tehlikeye atan hava kirliliği, insan eliyle yapılıyor ve aslında tamamı önlenebilir ve öngörülebilir nedenlerden kaynaklanıyor.  Ancak otoriteler bu konuda hiçbir denetimde bulunmadığı gibi gerekli önlemleri de almıyor.

Abdülbari Koç, Batman’daki başvurularından sonuç alamamaktan yoruluyor ve sonunda hukuk yoluna başvurmayı seçiyor. Bir gün TEMA Vakfı ile iletişime geçiyor. Tema Vakfı’nın o dönemdeki avukatları ise Koç’un hikayesini Güleryüz & Partners Avukatlık Bürosu ile paylaşıyor. Büronun ortakları Avukat Tarık Güleryüz ve Dr. Avukat Zahide Altunbaş Sancak ile Avukat İ. Selin Nacar Öztürk, Koç’un hikayesini dinliyor ve gönüllü -pro bono- olarak davayı üstleniyor. Bir yıla yakın süre boyunca konuya çalışıp süreci mahkemeye taşıyor.

Türkiye’de temiz hava hakkı için mahkemeye giden ilk vatandaş olan Abdülbari Koç, Batman İli Valiliği ve Batman Belediyesi Başkanlığı’na 1 liralık tazminat davası açarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor.

Peki Abdülbari Koç, 1 TL’lik sembolik rakamla açtığı dava ile neyi amaçlıyor?

Düşük hava kalitesi yalnızca orak hücreli anemi ya da astım hastaları değil, nefes alan her canlı için bir tehdit. 2019 yılı Küresel Hastalık Yükü Raporuna göre hava kirliliği yüksek kolesterol ve böbrek yetmezliğinden daha çok ölüm ve maluliyete neden oluyor ve genel risk faktörleri arasında 5. sırada yer alıyor. Bu dava ile elde edilmek istenen, sanayi tesislerinde gerekli denetimlerin yapılması, temiz hava eylem planlarının uygulanması ve kirlilik kaynaklarının tespit edilerek etkin önlemlerin alınmasını, kısaca devletin havayı temiz tutma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak.

Davanın kabul edilmesi ve Koç’un davayı kazanması Türkiye’de yeni bir sürecin başlaması demek olabilir!

Dava yalnız Türkiye için değil, küresel ölçekte benzer olaylar için de emsal teşkil edebilir. Bu dava, iklim mücadelesinde devletin rolü ve sorumluluğu bakımdan da son derece önemli bir örnek oluşturacak.

Orak hücreli anemi hastalarının iyi bakım şartlarında ortalama yaşam süresi ülkemizde maalesef 45 yıl. Abdülbari Koç ise 44 yaşında!

Abdülbari Koç belki de temiz hava hakkı için açtığı davanın sonucunu göremeyecek. Ama biz yanında olursak ve herkes için temiz hava hakkını savunursak Türkiye’de ve dünyada çok şey değişecek.

Siz de temiz hava hakkı için mahkemeye giden Türkiye’deki ilk kişinin nefes kesen hukuk mücadelesinde yanında olun!

ABDÜLBARİ KOÇ KAZANSIN, DÜNYA TEMİZ BİR NEFES ALSIN!

2018’den itibaren kurumsal ve endüstriyel uygulamalarda daha fazla yer bulmaya başlayan dronların en aktif kullanıldığı sektörlerin başında enerji geliyor.  Dronların güvenli ve verimli hale gelmesiyle enerji sektöründe dron kullanımı şirketlerin hem maliyetten, hem de zamandan yarı yarıya tasarruf etmesini sağlıyor. 

Enerji sektörüne hızlı bir giriş yapan dronların, günümüzde güneş, rüzgar, petrol ve elektrik gibi alanlarda aktif rol oynadığını belirten Proje & Makine Mühendisi ve Dronmarket İHA eğitmeni Taha Yasin Kapucu; “Enerji sektöründe kullanılan binaların, malzemelerin, enerji üreten altyapı mekanizmalarının periyodik olarak incelenmesi ve denetlenmesi gereklidir. Bu denetleme sırasında hem yüklü miktarda maliyet ortaya çıkar, hem de insan gücünün karşılaşabileceği çeşitli tehlikeler göz ardı edilebilir. Tam da bu noktada verimli çalışmasıyla aktif rol oynayan dronlar şirketlerin hem maliyetten, hem de zamandan yarı yarıya tasarruf etmesini sağlar” dedi.

Rüzgar türbinlerinden, yüksek gerilimli elektrik hatlarından güneş panellerine kadar bir çok konuda enerji sektöründe dron teknolojilerinin denetleme yapabilme kabiliyetinde olduğunu söyleyen Kapucu; “Hassas denetleme yaparak problemler oluşmadan önlem alınmasını sağlayan dronlar sayesinde enerji şirketleri oluşabilecek ciddi maliyetlerin önüne kolayca geçebiliyor. Dronlar, denetlenen birimin 3 boyutlu modellemesini, çevrenin haritalanmasını ve çeşitli değerlerin ölçülmesi gerçekleştirebiliyor. Bir diğer önemli nokta ise insan hayatının tehlikeye atılmamış olması. Çünkü dronlar, enerji sektöründe ki tesislerin kurulmasına ve yer planlamasına kadar birçok konuda da kullanıldığından ulaşımı zor ve tehlikeli alanlarda hiçbir insanın hayatını tehlikeye atmadan uçuş yapılabilmesine olanak sağlıyor” şeklinde konuştu.

Dronların enerji sektörüne sağladığı fayda ve avantajlardan dolayı kendilerine bu alanda gelen taleplerin her geçen gün arttığını dile getiren Kapucu son olarak; “Türkiye’de enerji yatırımları anlamında ciddi bir potansiyel var. Yenilenebilir enerji kapasitesinin Türkiye’de 2025’te 66,8 gigavata ulaşması öngörülüyor.  Türkiye bu büyümeyle, Avrupa’da yenilenebilir enerji kapasitesini en fazla artıran 5’inci, dünyada ise 12’nci ülke olacak. 2020’de salgına rağmen teknolojik gelişmelerin katkısıyla rüzgar enerjisi sektörü ülkemizde büyümesini sürdürdü. Özetle tüm veriler sektörde yatırımların hız kesmeden devam edeceğini gösteriyor. Yatırımlar artıyor, sektöre giren firma çoğalıyor. Hal böyle olunca ciddi bir rekabette söz konusu. Bu yüzden maliyet ve zaman tasarrufu sağlayan dronlar, enerji firmaları için önemli bir rekabet etme aracı olacak. Burada ciddi bir pazardan bahsediyoruz. Ben önümüzdeki süreçte enerji sektöründe dron kullanımının daha da hızlı yaygınlaşacağını düşünüyorum” dedi.

Dronmarket hakkında: Dronmarket.com 2015 yılında ileri teknoloji dron çözümleri sunmak ve bu alanda hizmet vermek amacıyla kurulmuştur. Dronmarket.com, kişisel ve ticari amaçlı kullanıma yönelik insansız hava araçları, yedek parça ve aksesuar satışı yapan, yurtdışı gelişmeleri yakından takip eden ve takipçilerini bilgilendirmeyi hedefleyen Türkiye’nin ilk dron teknolojileri platformudur.

Tarımda dron uygulamalarında öncü konumda olan Dronmarket.com tarım dışında, Dronmarket Endüstriyel, Dronmarket Robotik, Dronmarket Akademi (SHGM Onaylı İHA Eğitimleri) ve Haritalama olmak üzere 5 ayrı alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

 Amerika Birleşik Devletleri Donanması, güneş enerjisiyle çalışan ve
90 gün boyunca uçabilen insansız bir uçak üzerinde çalışıyor.

ABD donanmasının yeni bir uçak üzerinde çalıştığı belirtildi. Uçağın, kanatlarında bulunan devasa güneş panelleri sayesinde tek seferde 90 gün boyunca mürettebatsız bir şekilde havada kalabileceği ifade edildi.

Skydweller olarak adlandırılan ve ABD-İspanyol havacılık şirketi Skydweller Aero tarafından geliştirilen uçak, gemilere aylarca eşlik edebilir ve denizlerin sürekli olarak izlenmesine olanak sağlayabilir. Uzmanlara göre bu çalışma, yenilenebilir enerjiyle çalışan uçaklar için bir dönüm noktası olabilir.

Uçak, 2015 ve 2016’da dünyanın dört bir yanında uçan ve mürettebatlı bir güneş uçağı olan Solar Impulse 2’yi temel alıyor. Skydweller, 71 metre kanat açıklığına sahip ve 2 kilowatt’a kadar güç üreten 269 metrekare fotovoltaik hücrelerle kaplandı. Aviation Today’e göre de uçak, 362 kilograma kadar radar ve kamera ekipmanı tutabilir.

Skydweller Aero CEO’su Robert Miller verdiği demeçte, “Şu anda otonom uçuşu, ardından otonom kalkışı, daha sonra otonom inişi ve en son da ilk tamamen otonom uçuşunu test etme planımızı takip ediyoruz. Bütün bunlardan sonra da 90 gün dayanıklılık testini yapacağız” ifadelerini kullandı.

Şirket ayrıca, performansı artırmak ve kötü hava koşullarında kullanılması için uçağa hidrojen yakıt hücreleri takmayı planlıyor.

Huawei Türkiye Dijital Enerji Zirvesi (Huawei Turkey Digital Power Summit), sektörün lider kurumlarının temsilci ve uzmanlarını, dijital enerji sektörünün son dönemde yaşadığı zorlukları ve gelecekteki yeni fırsatları değerlendirmek üzere 3 Haziran’da çevrimiçi olarak bir araya getirdi.

Etkinliğin odağında, geleceğin enerji trendleri ve sektörün dijital dönüşümü vardı.

 Huawei Türkiye Genel Müdürü Jing Li açılış konuşmasında küresel enerji tüketimi ile ilgili verileri paylaşırken; “Küresel enerji tüketiminin yıllık bazda %1,7 oranında arttığını görüyoruz. Rapora göre 18’inci yüzyıldan bu yana insanların tükettiği enerji, %85’i fosil yakıtlar olmak üzere 22 kat artmış durumda. Küresel ısınmanın olumsuz getirileri, daha sürdürülebilir ve yeşil enerji kullanımının artması gerektiğine işaret ediyor. Bugün, karbon yoğunluğu insanlığın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri. Küresel arenada Çin, Avrupa Birliği, Japonya, Güney Kore ve ABD gibi gelişmiş ekonomiler artık karbon nötr hedeflere yöneliyor” dedi.

 Türkiye’deki yeşil enerji fırsatlarına da değinen Jing Li; “Karbon yoğunluğu güdümündeki düşük karbonlu enerji, elektrifikasyon ve dijital dönüşümde yeni fırsatlar da yarattı. 83 milyon nüfuslu Türkiye’de, 25 milyon hane, 70.000’den fazla sanayi sitesi ve 500’den fazla veri merkezi yer alıyor. Nisan 2021 itibarıyla mobil şebekeye yaklaşık 101,4 MW değerinde yeni güneş enerjisi üretimi entegre edilmiş ve Türkiye’de kümülatif güneş enerjisi gücü 7.065,4 MW seviyesine yükselmiştir. 2030 yılına kadar toplam 38 GW değerinde güneş enerjisi elde edileceği öngörülüyor. Türkiye’de dijital enerji endüstrisinin gelişmesi için çok büyük fırsatlar ve geniş bir hareket alanı var” şeklinde konuştu.

 Huawei dijital enerji sektöründe zengin bir deneyime sahip 

Jing Li, Huawei Türkiye’nin enerji alanındaki faaliyetlerini aktarırken; “Huawei Türkiye, müşterileri, iş ortakları ve kamu kurumlarının desteğiyle, insanlığın kaderi için önemli bir konu olarak gördüğümüz, iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunuyor. Kamuoyu Huawei’in daha çok 5G, teknolojik cihazlar ve kurumsal teknolojiler gibi alanlardaki faaliyetlerine aşina. Ancak Huawei yıllar içinde dijital enerji alanında da önemli bir deneyimin sahibi oldu. Huawei Dijital Enerji, son derece heyecan verici teknolojik yeniliklere imza atarak, bilgi teknolojilerinin gücüyle dijital enerji sektörünün gelişimine odaklandı. Buna paralel olarak, Nisan 2021’de bağımsız bir birim olarak, Huawei Dijital Enerji İş Grubu’nu kurdu. Huawei Dijital Enerji İş Grubu Guanliang Zhao yönetiminde faaliyet gösteriyor. Huawei’in dijital enerji çalışmaları yeşil enerji üretimi ve enerji tasarrufunu da kapsayan beş ana başlıkta toplanıyor: Akıllı PV (Akıllı Güneş Pili), Baz İstasyonu Enerji Tesisleri, Veri Merkezi Enerjisi, Araca Entegre Enerji ve Modüler Güç Kaynakları. Huawei, Akıllı PV (Güneş Pili), Baz İstasyonu Enerji Tesisleri, Veri Merkezi Enerjisi alanlarında küresel pazarda lider konumda yer alıyor. Şirket, cihaz bazındaki uygulamaları ile milyonlara ulaşırken, 170’ten fazla ülke ve bölgeyi kapsayarak, dünya nüfusunun üçte birine hizmet sağlıyor” dedi. 

 Enerji yatırımları artıyor

 Jing Li ayrıca şirketin artan enerji sektörü yatırımlarından da bahsetti. Li şöyle devam etti; “Huawei’in yenilikçi dijital güç çözümleri sadece ticari başarıya odaklanmıyor. Bu çalışmaların aynı zamanda sürdürülebilir ve çevreci kalkınma için de değer yaratacağına inanıyoruz. Huawei Dijital Enerji çözümleri bugüne kadar 325 milyar kilovat/saatten fazla yeşil enerji üretimine imza atarken, 10 milyar kilovat/saatlik güç tüketimini de azaltmayı başardı. Bu da gezegenimize 220 milyon ağaç dikmeyle eş değerde. Dijital dönüşüm sürecinde çok sayıda baz istasyonuna ihtiyaç var. Tamamen basitleştirilmiş baz istasyonlarında  yeşil enerji kaynaklarının kullanımı oldukça önemli. Huawei bu amaçla yenilikçi baz istasyonu çözümleri üreterek, bu alandaki enerji verimliliğini %96 oranında artırdı. İnovasyon odaklı sistem mimarisi ve dijital enerji araştırmalarına hız verirken, yeşil enerji endüstrisine de katkıda bulunuyoruz. Hep birlikte çalışarak dijital dönüşümde daha fazla değer yaratacağımıza, hayatımızı daha çevreci ve daha iyi bir hale getireceğimize inanıyoruz.”