STANDART HABERLER

TÜREB toplantısında konuşma yapan IEA Başkanı Fatih Birol, 2022 yılının yenilenebilir enerjiye hızlı geçişte bir dönüm noktası olduğunu belirterek, 2025 yılında yenilenebilir enerji üretiminin fosil yakıtın yerini alacağını söyledi.

IEA Başkanı Fatih Birol TÜREB toplantısında yaptığı konuşmada, yenilenebilir enerjiye hızlı geçişin Türkiye’ye etkilerini anlatarak, “2025 yılında yenilenebilir enerji üretimi bir numara olacak” dedi.

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği’nin (TÜREB) 2022 yılı Sonu Özel Değerlendirme Toplantısı’nda konuşan Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, enerji konusundaki çoğu konunun Ukrayna’daki savaşla ilgili olduğunu ve bu durumun enerji denklemlerini yeniden tanımlamaya başladığını söyledi. Enerji krizinin ortasında enerji ihracatçısı olan ve gelişmekte olan ülkelerin çoğunun dış borca gireceğini öngördü. Fakat söz konusu senaryonun temiz ve güvenli enerjiye geçişte katalizör etkisi göreceğini düşünen Birol, işlerin daha hızlı ilerleyeceğini belirterek yenilenebilir enerjiye hızlı geçişin itici güçlerini 4 maddeyle açıkladı:

  1. Şu an ülkelerin enerji arz güvenliğine yönelmek zorunda olması,
  2. Doğal gaz, petrol ve kömür fiyatlarının yüksek olması ve yükselerek devam edecek olması,
  3. Birçok ülkenin mevcut kriz karşısında ve geleceğe de uzun vadeli bakarak ciddi temiz enerji sanayi politikaları geliştirmesi,
  4. İklim değişikliğiyle mücadelenin önem kazanması.

“2025’TE YENİLENEBİLİR ENERJİ 1 NUMARA OLACAK”

2022 yılının yenilenebilir enerjide dönüm noktası olacağını dile getiren IEA Başkanı, “2025 yılında yenilenebilir enerji ilk defa üretim olarak bir numara olarak fosil yakıtın yerini alacak” şeklinde konuştu. Söz konusu büyümenin büyük bir kısmının güneş enerjisinden geldiğini, hatta zamanında güneşi elektriğin yeni kralı olarak tanımladığını söyleyen Birol, rüzgârda da harika bir büyüme gördüğünü ifade etti. Öte yandan Başkan, Türkiye’nin bugüne kadarki rüzgâr kurulu gücünün 800 GW olduğunu, 5 sene içinde bu oranın iki katına çıkarak 1600 MW seviyelerine ulaşacağını öngördü.

“PARİS ANLAŞMASI’NDAN SONRAKİ EN ÖNEMLİ ADIM”

Fatih Birol, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hükümetinin yeşil dönüşüme yönelik çıkardığı yeni kanunu cömert bir kanun olarak tanımlarken, “Temiz enerji açısından bu kanunun 2015 Paris Anlaşması’ndan sonraki en önemli adımdır” dedi.

Enerji güvenliğinin bu kadar önemli bir hale gelmesinin ardından ülkelerin buna ilişkin tedbirler aldığını belirten Birol, Almanya’nın lisanslama süresini 3’te bir orana indirdiğini, AB üye ülkelerin hepsinin kanunların üzerinde bir yönetmelik çıkarıp bunu acil bir tedbir olarak uygulamasını isteyeceklerini dile getirdi.

“MEVCUT YENİLENEBİLİR KAPASİTESİ YÜZDE 60 ARTACAK”

Türkiye’deki mevcut yenilenebilir kapasitenin güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yüzde 60 artacağını düşündüğünü aktaran Birol, “Birçok ülke şunu düşündü: Bugün fosil yakıtta bir ülkeye bu kadar bağlı olmak yarın yenilenebilir enerjide başka bir ülkeye bağlı olmak bizim başımızı yakabilir. Şimdi ülkeler yenilenebilir enerjiyi kaynak çeşitlendirmeye çalışıyorlar. Bu bakımdan Türkiye’nin önemli avantajları var. Türkiye’de bunun önemli bir fırsat olabileceğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE DOĞAL GAZ HUB’I OLUR MU?

Türkiye zaten şu anda Azerbaycan ve Türkmenistan üzerinden Avrupa’ya doğal gaz tedarik ettiğini kaydeden Birol, Türkiye son dönemde en önemli adımlarından birinin Silivri’deki doğal gaz depolama tesisi olduğunu ve bu gelişmelerin ışığında Türkiye’nin gaz konusunda avantajlı konumda odluğunu söyledi. Ayrıca Fatih Birol Avrupa Birliği’nden (AB) gelen sınırda karbon vergisinin çok ciddiye alınması gerektiği konusunda Türkiye gibi ticaretinin yüzde 50’sini Avrupa’yla yapan ülkeleri uyardı.

2021 yılında başlayıp, 2022’de Rusya-Ukrayna Savaşı ile daha da derinleşen küresel enerji fiyatları artışı ve enerji arzı krizi, etkilerini hissettirmeye başladı.

Tüm dünyayı etkisi altına alan iklim krizine ek olarak Rusya ve Ukrayna arasında başlayan gerginlik, dünyanın dört bir yanında ekonomi, gıda ve enerji krizinin daha da büyümesine yol açıyor. Özellikle enerji konusunda Rusya’ya büyük oranda bağlı olan Avrupa Birliği başta olmak üzere ülkeler yeni çıkış yolları arıyor.

Yaşanacak enerji krizine karşı ülkelerin yeni planlar yapmaya ve yeni çözümler aramaya başladığının altını çizen YENADER Dernek Başkan Yardımcısı Ali Karaduman, konu hakkında şu açıklamalarda bulundu:  Rusya ve Ukrayna arasındaki kriz devam ederken Avrupa Birliği gelecek kış dönemi için sıvı doğal gaz LNG arayışında. Ancak Amerika’ya bağımlı olma ve yüksek maliyetler nedeniyle gözler yeniden yenilenebilir enerjiye çevrildi. Yenilenebilir enerji uzun vadeli ancak daha garanti bir geçiş sunduğundan dolayı pek çok Avrupa Birliği üyesi bu konuda adımlarını hızlandırmaya başladı. Almanya, Rusya’ya olan enerji bağımlılığını sonlandırmak için yeni tedarik yolları ararken, Belçika ise 2025 yılına kadar kapatacağı iki nükleer enerji santralini 10 yıl süre boyunca aktif halde tutacağını belirtiyor. Öte yandan yenilenebilir enerji yatırımlarını bu süreçte arttıracak Belçika, rüzgâr santrallerine ve güneş panellerine 1 milyar avro ilave kaynak sağlayacak.”

YENİLENEBİLİR ENERJİNİN GELİŞİMİ İÇİN İZLENMESİ GEREKEN YOL HARİTASI  Yaşanılan enerji arzı krizine karşı yenilenebilir enerjini kaynaklarına yönelinmesi gerektiğinin altını çizen Karaduman ülkemizde yenilenebilir enerjinin gelişimi için izlenmesi gereken yol haritasını çıkararak yapılması gerekenler hakkında şu tavsiyelerde bulundu:

  • 1- Yeni YEKDEM fiyatlarını, artan hammadde fiyatları ile karşılaştırdığımızda yatırımların durağan hale geldiği gözlemleniyor. Yeni bir enerji santralinin oluşumu izinler dahil minimum 36 ay. Tam da bu nedenle duran enerji yatırımlarının tekrardan canlandırılması ülkemizin enerji yatırımlarının atağa geçmesi için de elzemdir. Mevcut rakamlar ile şu an yatırım yapılması çok zor neredeyse imkansız hale gelmiş durumda. YEKDEM mekanizmasında yatırım maliyetleri göz önüne alınarak yurtdışından temin edilen finansın yine aynı döviz bazı üzerinden destek sağlanması yatırımların önünü açacaktır.
  • 2- İletim ve trafo merkezi yatırımlarında yaşanan gecikmeler sektörde yaşanan en temel sorunlardan birisi haline dönüştü. İletim ve trafo merkezi yatırımlarını hızlandıracak çözümlerin üretilmesi sektör tarafından yine aynı şekilde memnuniyetle karşılanacaktır.
  • 3- YEKDEM haricindeki yenilenebilir enerji santralleri ve yerli kömür kullanan termik santrallere getirilen üst fiyat sınırı serbest piyasa yapısında bozulmalara neden olmakta. Geçen sene ülkemizde yaşanan kuraklık neticesinde borçlarını ödeyemeyip ilave kredi kullanan HES işletmeleri ayrıca desteklenmediği için zor duruma geçmiştir. Bu anlamda piyasanın kendi oluşturduğu dinamikler çerçevesinde hareket etmenin ektörü canlandıracağına, yatırımların da hız kazanacağına inanıyoruz.  Maç oynanırken kural değiştirilmemelidir.

  Kısa vadeli politikaların yanı sıra, Avrupa Birliği’nin ve dünyanın enerji güvenliğini sağlamak için dünyanın geleceği hakkında kesin bir karar veya fikir birliği gerektiğini belirten YENADER Dernek Başkan Yardımcısı Ali Karaduman sözlerine şu şekilde devam etti:  “Avrupalı liderler, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmak için bir fırsat olduğu sonucuna ulaştı. Almanya, güneş enerjisi üretiminin ve kara/deniz rüzgâr projelerinin büyümesini hızlandırmayı hedefliyor. Yenilenebilir enerjinin daha hızlı genişlemesi, Rus petrol ve gazına olan bağımlılığını azaltmanın anahtarı olarak karşımıza çıkıyor. Nükleer enerji ise başka bir seçenek olarak duruyor. Nükleer enerji üretimi 2021’de 2020’ye kıyasla %6 arttı. Şu an işletmedeki nükleer santrallerle ilgili temel sorun, işletme ömürlerinin (yaklaşık 40 yıl) sonuna gelmiş olması ve onları yeniden inşa etmenin uygun olmayışı. Bu nedenle, dünya gerçekten enerji güvenliğini sağlamak istiyorsa, yenilenebilir kaynaklara daha fazla odaklanması gerekiyor.”

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ POTANSİYELİ DÜNYA ENERJİ İHTİYACINDAN DAHA FAZLA   Son yıllarda toplam yenilenebilir enerji miktarının çok hızlı arttığını ve yenilenebilir teknolojiler kullanılarak elektrik üretiminin maliyetinin yıldan yıla düşmeye devam ettiğini sözlerine ekleyen Ali Karaduman yenilenebilir enerji sistemleri hakkında şu bilgileri aktardı:

Yenilenebilir Enerji Sistemleri:

  • Sınırsızdır, kendini sürekli yenileyebilir ve kullanıldığında tükenmez.
  • Enerjilerini kullanılabilir enerjiye dönüştürmek için kullanma imkânı sağlarlar.
  • Teorik olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının potansiyeli dünya enerji ihtiyacından daha yüksektir.

Yenilenebilir enerjiler, ülkelerin enerji karışımında giderek daha fazla yer alan ve gelecekte de artmaya devam edecek olan elektrik üretim teknolojileridir. Bu esas olarak, iki faktörden kaynaklanıyor. Bir yandan iklim değişikliği konusunda, sera gazlarının emisyonunu azaltmak için CO2 emisyonlarını azaltmak ve dünyadaki sıcaklık artışını sınırlamak. Ülkeler bu hedefler doğrultusunda uzlaşarak anlaşmaları imzalamışlardır.

Her yıl düzenli olarak nisan ayının ilk haftası gerçekleştirilen SolarEX İstanbul, Dünya fuar takviminde uluslararası fuarlar arasında, ”Güneş Enerjisi ve Teknolojileri ”konulu ilk organizasyon olma kimliğini kazanarak, son teknoloji ürünlerin global pazarda sunulduğu önemli bir organizasyon olmaya devam ediyor. SolarEX İstanbul her yıl olduğu gibi bu yılda nisan ayının ilk haftasında 15.kez üretici, yatırımcı ve ziyaretçilerine kapılarını açmaya hazırlanıyor.

SolarEX İstanbul, Solar Sektöründe Milyonlarca Dolarlık Yatırımlara Ev Sahipliği Yapacak!

SolarEX İstanbul Proje Yöneticisi Yasemin Terle ’’Voli Fuar Hizmetleri A.Ş. organizasyonu ile gerçekleştirilen SolarEX İstanbul, 2008 yılından günümüze kadar, T.C. Ticaret Bakanlığı destekleri ile “Güneş Enerjisi ve Yenilenebilir Enerji” sektörünün Türkiye’deki ilk ve tek uluslararası etkinliğidir. Organizatör olarak 15. SolarEX İstanbul Fuarı’yla solar sektörünün güvenini kazanmış olmanın haklı gururu yaşıyoruz. Globalde yaşanan enerji ve iklim krizinin tek çıkış noktası yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum verimle, mümkün olan en kısa sürede yaygınlaşması gerçeği kaçınılmazdır.

     SolarEX İstanbul olarak, solar sektörünün öncü 300’ü aşkın firmasının, 1000 + marka ve binlerce ürünü ile fuardaki alanlarını her yıl daha da  büyüterek son teknoloji ürünlerini 15. kez uluslararası yatırımcısıyla buluşturuyor olmanın heyecanını yaşıyoruz.  2022 SolarEX İstanbul’da milyonlarca dolarlık yatırıma imza atan sektör firmalarının, 2023  SolarEX İstanbul’da ürünlerini sergileyerek, yapacakları yeni anlaşmalar sayesinde Güneş Enerji sektörü olarak ülkemize milyonlarca dolar döviz girmesine katkı sağlayacağız. Küreselde her geçen gün artan enerji maliyetleri, kaynakların azalması, mevcut kaynakların kullanımının oluşturduğu kirlilik ve bunun gerek ekonomiler, gerek sağlık üzerindeki olumsuz etkileri, yeni, temiz enerji kaynaklarına gereksinimleri zorunlu hale getirmiştir. Bu zorunluluk sonucunda solar  teknolojileri noktasında Ar-Ge mühendisleri, üreticiler ve kullanıcıları en kısa sürede bir araya getirmenin en etkin yolu fuarlardır. Pazarın ihtiyaçları noktasında daha spesifik çözümlerin önü açılmış olmakla beraber SolarEX’in ülkemizde yapılıyor olmasının ihracata katkıları ise yadsınamaz ölçüdedir. ‘’

     Solarex İstanbul Ülkemizi Güneşin Merkezi Haline Getiriyor

Dünya’da her geçen gün artan nüfus, azalan kaynaklar, nüfus yoğunluğunun oluşturduğu kirlilik ve bunun sonucundaki tahribata bakıldığında temiz, ekonomik, geri dönüştürülebilir yeni enerji kaynaklarının önemi daha da ön plana çıkıyor. Yaşayan her organizmanın hayatını sürdürebilmesi için en temel gereksinimi enerjidir. Bu gereksinimin artarak devam etmesi alternatif bir yol olarak ortaya çıkan solar enerji sistemlerinin çok daha akılcı, ekonomik ve fonksiyonel olması gerek yatırımcı ve üretici, gerek tüketici noktasında bu alana ilgiyi her geçen gün daha da artırıyor.

Geçen yıl Amerika’dan Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar 5 kıtada 12 yurt dışı fuara katılarak tanıtım yapan SolarEX İstanbul, bu yıl kapsamı daha da genişleterek özellikle yurtdışından satın alma heyetlerini İstanbul’a getiriyor. 2023 yılında da Doğu Avrupa’dan Yakın Doğu’ya,  Orta Doğu’dan Kuzey Afrika’ya güneş enerjisi yatırımcılarının ve sektör profesyonellerinin bir araya geleceği organizasyon ile solar sektörü için güçlü bir ticari arena sunmaya devam ediyor.

 Solar sektöründe ülkemizi ‘’güneşin merkezi” haline getirmek amacıyla 17 yıl önce yola çıkan Uluslararası SolarEX İstanbul Güneş Enerjisi ve Teknolojileri Fuarı, rekor sayıya ulaşan katılımcı ve ziyaretçisiyle güçlü bir arena olmaya devam ediyor. 2022 yılında 97 ülkeden %28’i yabancı olmak üzere toplam 35.000’e yakın ziyaretçiyi ağırlayan Uluslararası SolarEX İstanbul, 15. yılında 06-07-08 Nisan 2023 tarihlerinde, İstanbul Fuar Merkezi bünyesindeki 40 bin m2 alanda “Birlikte Büyüyoruz” sloganıyla katılımcı, üretici, tedarikçi, kullanıcıları yeniden buluşturmayı hedefliyor.

     Artan Fatura Maliyetlerinin Çözümü 15. Uluslararası SolarEX İstanbul’da

SolarEX İstanbul olarak Uluslararası Arec, Mesia, Bigmev, 10Times, Exposale, Euae  sektörün global pazarda üst düzey STK ‘ları ile stratejik çözüm ortaklığımızın yanı sıra ülkemizde konusundaki tek birlik Günder başta olmak üzere yeşil ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen birçok önemli kurum ve kuruluşla işbirliklerimiz bulunmaktadır.

T.C. Ticaret Bakanlığının ülkemizde gerçekleşen 800’e yakın genel sektöründen yalnızca 38’ine tanımladığı nitelikli fuar destekleri kapsamında uzun yıllardır solar sektörünün “Tek Uluslararası Fuarı” kimliğini koruyan “SolarEX İstanbul Güneş Enerjisi ve Solar Teknolojileri Fuarı’’ 2023 yılında da 300’ün üzerinde dünya lideri  firmanın 1000 yakın marka temsilcileriyle, toplamda 45.000 m2 alanda 5 kıtadan 125 ülkeden yaklaşık 45.000 profesyoneli bir araya getirmeyi planlayarak daha verimli bir dünya daha temiz bir gelecek için emin adımla çalışmalarını sürdürmeyi hedefliyor.

İsveç ve Şanghay’da bulunan iki üniversitenin ortak çalışması ile geliştirilen sıvı depolama sistemi, güneş enerjisi alanında devrim yaratabilir.

Yenilenebilir enerji teknolojilerine yapılan yatırımların artması ile birlikte bu alanda çığır açacak gelişmelerin de önü açılmış oldu. Özellikle güneş enerjisi alanında son yıllarda önemli yeniliklere imza atıldı. Görünen o ki bu alandaki bir sonraki devrimsel adım sıvı depolama teknolojisinde saklı olabilir.

İsveç’in Chalmers Teknik Üniversitesi’nde görevli bir grup araştırmacı, yenilenebilir enerji konusunda büyük farklılık yaratabilecek bir sıvı depolama sistemi geliştirdi. Bu sistem, güneş enerjisini 18 yıla kadar depolayabiliyor. Böylece depolanan enerjinin uzun süre tutulup, istendiği zaman kullanılması mümkün hale geliyor.

Molecular Solar Thermal (MOST) adını verdiklerini sıvı depolama sistemlerini 2017 yılında duyuran İsveçli araştırmacılar, aradan geçen sürede Shanghai Jiao Tong Üniversitesi’nden araştırmacılar ile bir araya gelerek depoladıkları bu enerjiyi istedikleri zaman kullanmalarına olanak sağlayan bu yeni teknolojiyi de hayata geçirdiler. 2017’de sıvı depolama konusunda önemli bir adım atan ekip, şimdi de depolanan bu enerjinin kullanımı konusunda çığır açabilecek bir adım atmış oldu.

MOST sistemi; karbon, hidrojen ve nitrojenden oluşan özel tasarlanmış bir molekül kullanıyor. Güneş ışınları bu molekül ile temas ettiğinde içindeki atomlar farklı bir formasyon alıyor ve şekil değiştiriyor. Bu da molekülün enerji bakımından zengin bir kaynağa dönüşmesini sağlıyor. Böyle güneş enerjisi sıvı bir halde depolanmış oluyor ve bu sıvı 18 yıl boyunca bozulmadan ve enerji kaybetmeden korunabiliyor.

Sıvı halde depolanmış enerji, şimdilik düşük miktarlarda elektrik üretmek için kullanıldı. Ancak araştırmacılar testlerin olumlu ilerlediğini ve bu teknolojinin daha büyük ölçekte de kullanılabileceğini söylüyor.  Eğer test aşaması sorunsuz ilerlerse, sıvı depolama güneş enerjisinin kullanımı için standart model haline gelebilir.

 

 

Filorenta Genel Müdür Yardımcısı Engin Kılıç otomotiv sektöründe yeni araç tedarik etmekte sıkıntı yaşandığını, kredi imkanlarının da kısıtlı olduğu bu dönemde müşterilerinin araç taleplerini en iyi şekilde karşıladıklarını belirtti. Kılıç, elektrikli ve hybrid araçlara büyük talep olduğunu belirterek, “Filorenta olarak 2023 yılı sonuna kadar araç filomuzdaki elektrikli araç sayısını toplam araç sayımızın yüzde 10 oranına çıkarmak için yatırım planlıyoruz” dedi.

Hedef yüzde 10 elektrikli araç

Operasyonel araç kiralama sektörünün pandemi öncesinde yıllık yüzde 15’lik oranla Türkiye’nin en hızlı büyüyen sektörlerinden olduğu belirten Filorenta Genel Müdür Yardımcısı Engin Kılıç, “Araç kiralama sektörünün 2023 yılı itibariyle pandemi öncesine dönmesini bekliyoruz. Bu dönemde tüm dünyada enerji ve petrol fiyatlarının artmasıyla birlikte elektrikli ve hybrid motorlu araçlara büyük talep var. Filorenta olarak son iki yılda araç filomuza hybrid araçları ekledik. Hedefimiz 2023 yılı sonuna kadar filomuzdaki elektrik araç sayısını yüzde 10 seviyesine getirmek” diye konuştu.

Premium araçlarda elektrikli trendi

Engin Kılıç, Türkiye’de elektrikli şarj istasyonlarıyla ilgili yatırımların da hızla artmasıyla, otoparklarda ve alışveriş merkezlerinde şarj istasyonlarının kurulmasıyla birlikte özellikle premium araçlarda talebin arttığını söyledi. Filorenta olarak kurumsal araç kiralamada uzun yıllara dayanan tecrübeye sahip olduklarını sözlerine ekleyen Kılıç, “Şirketlerin üst düzey yöneticileri arasında yeni trendin üst segment elektrikli araç kullanmak olduğunu görüyoruz. Özellikle C-Level yöneticiler doğaya dost, çevreye duyarlı yakıt tüketimi sebebiyle elektrikli araçlara talep gösteriyor.” dedi.

Değişimi anlamaya çalışıyoruz

Pandemi dönemi ve sonrasında ortaya çıkan yeni ekonomik düzenle dünyada otomotiv sektöründe yaşanan dinamikleri, hızlı değişimi anlamaya çalışarak Filorenta müşterilerine en iyi hizmeti sunmaya çalıştıklarını aktaran Engin Kılıç şöyle konuştu: “Ülkemizde ve dünyada otomotiv sektörü çok hızlı değişiyor. Pandemi süreci ve sonrasında gelen enerji ve petrol fiyatlarındaki artış bu değişimi hızlandırdı. Türkiye’deki kiralık araç sektöründeki tüm araçların yaklaşık yüzde 8’i elektrikli ve hybrid araçlardan oluşuyor. Filorenta olarak bu değişime ayak uydurmamızı sağlayacak yatırımları yaparak araç parkımızın yüzde 10’nu elektrikli ve hybrid araç olmasını planlıyoruz. Bu sayede 2023 yılı sonuna kadar yüzde 15 büyümeyi hedefliyoruz.”

 Japon IHI Corporation ve NEDO, Kairyu Deniz Türbini adı verilen sistemle derin okyanus akıntılarını kullanarak elektrik üretiyor.

Japon IHI Corporation şirketi, Japon devlet kuruluşu Yeni Enerji ve Endüstriyel Teknoloji Geliştirme Örgütü (NEDO) ile birlikte geliştirdiği ve okyanus akıntısı anlamına gelen Kairyu adını verdikleri sistemle, deniz dibi koşullarında elektrik üretmeye başladı. IHI Corporation sistemin deneme çalışmalarını 3 yıldır sürdürüyordu.

OKYANUS AKINTISINDAN KESİNTİSİZ ELEKTRİK  Kairyu Deniz Türbini, teknik olarak rüzgar enerjisi santrallerinin derin deniz versiyonu olarak tanımlanabilir. Sistemin her iki tarafındaki bölmelerin ucunda 11 metre uzunluğunda türbin kanatları bulunuyor. Bunlar jeneratörün su altındaki konumunu stabilize etmek için zıt yönlerde dönüyor. İki yanda bulunan türbinlerin deniz dibindeki irtifası, ortada ve biraz yüksekte bulunan silindirik bölme, sistemin su içinde aşağı/yukarı hareketini sağlıyor. Böylece türbinler akıntının irtifası değiştikçe dikey doğrultuda akıntının en güçlü olduğu derinliğe geçerek, yer değiştirebiliyor. Bu da kesintisiz üretime olanak tanıyor. Sistem bu açıdan aralıklı üretim yapabilen bütün alternatiflerden ayrılıyor. Sistemin dkiey hareketi, bakım ve onarım için kolayca yüzeye çıkasına da imkan veriyor.

VERİMLİLİK ORANI %70  Sistem, dünyanın en büyük okyanus akıntılarından biri olan Kuroshio Akıntısı boyunca deniz dibine demirlenerek çalışıyor. Kuroshio Akıntısı, Filipinler’in doğusundan başlıyor; Tayvan ve Japonya’yı geçerek kuzeydoğu yönünde akıyor. Kuroshio, Pasifik Okyanusu’ndaki en güçlü akıntı. Kuroshio Akıntı Sistemi aynı zamanda iklimi Kuzey Amerika’ya kadar etkileyen, dünyadaki en yoğun hava-deniz ısı değişim bölgelerinden birini yaratıyor.

Saniyede 2,5 metre hızla akan Kuroshio, Kairyu’nun çalışma süresinin %70’inde üretim yapabilmesini sağlayacak. Bu oran karadaki rüzgar enerjisi sistemlerinde %29; güneş enerjisi sistemlerinde ise %15. NEDO Kairyu Deniz Türbini Sistemi’nin Kuroshio Akıntısında 200 GW’a kadar güvenilir enerji üretebileceğini tahmin ediyor.

KAİRYU İLK ÖRNEK DEĞİL  Kairyu Deniz Türbini dünyadaki ilk örnek değil. Ancak öncüllerine göre hem performans, hem kurulu güç, hem de verimlilik olarak öne çıkıyor. İskoçya merkezli Orbital Marine Power’ın Kuzey Denizi’nde yaklaşık 2 yıl önce kurduğu ve 2.000 hanenin elektrik ihtiyacını karşılayan 2MW’lık gelgit türbini bunlardan biri. Orbital’ın türbinlerinin jeneratörlerini Türkiye merkezli Teksan temin etmişti.

Güney Kore’de dünyanın en büyük gelgit enerji santrali olarak bilinen 254MW’lık Sihwa Gölü Santrali ile Fransa, La Rance’da 1966’da kurulan, 240MW’lık dünyanın en eski gelgit santrali de Kairyu’nun öncüllerinden.

Bu tesislerin her ikisi de enerji üretiminde, gelgitlerle açılıp kapanan kapılara sahip uzun bir su altı duvarından yararlanıyor. Örneğin, La Rance tesisindeki duvarın uzunluğu 145 metre. Bu teknik, birden fazla türbinle yüksek miktarda güç üretmek açısından avantajlıdır. Sihwa Gölü tesisinde toplam 10 türbin bulunuyor. La Rance’ta ise 24 türbin var.

330 ton ağırlığındaki Kairyu ise gelgitlerle değil akıntılarla çalışan bir sistem. Kairyu’nun sistemi şöyle çalışıyor: Gelgit veya akıntılarla oluşan suyun hareketi, rotora bağlanan kanatları döndürüyor. Böylece rotor dönüyor ve sisteme entegre olan jeneratöre güç sağlıyor.

       Dr. Fatih Birol: “Dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız”

Enerji güvenliği ve temiz enerjide son gelişmeler Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) tarafından düzenlenen “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” başlıklı konferansta ele alındı.

Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, “Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor” dedi.

EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner; “Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz” diye konuştu.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol ise, 24 Şubat 2022’nin küresel enerji krizinin başlangıcı olduğunu belirterek, “Şu anda, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile başlayan dünyanın ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu krizden kısa süre içinde çıkmamız da mümkün gözükmüyor. Özellikle yaz ile birlikte petrol ve kış ayları ile birlikte de doğalgaz fiyatlarında ciddi bir yükseliş görebiliriz. Yaşanan bu enerji krizi nedeniyle nükleerin bugün artık yeniden geri dönüş yaptığını söyleyebiliriz” dedi.

Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC), dünyanın önündeki en önemli konuların başında gelen enerji ve iklim konusunda düzenlediği etkinlikler ile kamuoyunu aydınlatmaya devam ediyor. IICEC, bu kez de küresel gündemin ilk sıralarında yer alan ve Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte çok daha önemli hale gelen enerji güvenliği konusunu temiz enerji trendleri ile birlikte, İstanbul’da düzenlediği “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konferans ve panelde ele aldı.

Sabancı Center’da gerçekleştirilen ve Sabancı Üniversitesi Kurucu Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı’nın açılış konuşması ile başlayan konferansta EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner ve IEA Başkanı ve IICEC Onursal Başkanı Dr. Fatih Birol da birer konuşma yaptı.

“Çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız”

Konuşmasına, katılımcılara teşekkür eden ve Mart ayında oy birliği ile üçüncü dönem IEA Başkanlığı’na seçilen Dr. Fatih Birol’u kutlayarak başlayan Güler Sabancı, şunları söyledi;

“Dr. Fatih Birol’un, Başkanlığı ile Uluslararası Enerji Ajansı, ‘küresel enerji güvenliği’ne yön veren ve ‘küresel temiz enerji dönüşümü’ne liderlik eden bir organizasyon niteliğine ulaştı. Buradan da G7 Dönem Başkanı Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un daveti üzerine; enerji ve iklim alanlarında konuşma yapmak ve ikili görüşmelerde bulunmak için, G7 Liderler Zirvesi’ne geçecek. Bugün, enerji ve iklim alanında en son gelişmeleri ve gelecek perspektifini, Dr. Fatih Birol’dan dinleme ayrıcalığına sahip olacağız.

Son dönemde küresel ve bölgesel gelişmeler ile birlikte enerji güvenliği dünya gündeminin en üst sıralarına geldi. Petrol, doğal gaz, diğer yakıtlar, elektrik enerjisi ve temiz enerji teknolojilerinin tedarik zincirlerini kapsayan, çok boyutlu bir enerji güvenliği paradigması ile karşı karşıyayız. Diğer taraftan, iklim güvenliği ve temiz enerji konularında gezegenimizin daha sürdürülebilir geleceğini temin etmek, aynı zamanda sosyal ve ekonomik gelişim hedeflerini desteklemek bakımından önemli adımların da kesintiye uğramaması gereken bir dönemdeyiz. Daha sürdürülebilir bir gelecek için, enerji güvenliğini güçlendiren, temiz enerjide büyümeyi destekleyen, bütüncül bir perspektif gerekiyor. Verimliliği, rekabetçiliği, yenilikçi iş modellerini ve temiz enerji teknolojilerini odağına alan; sürdürülebilir yatırım ve finansman ile büyümemiz gerekiyor.

“IICEC, Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir”

Sabancı Üniversitesi olarak, enerji ve iklim konularına uzun süredir öncelik veriyoruz. IICEC’i, bir enerji ve iklim merkezi olarak, bu iki konunun birbirinden ayrılamayacağı vizyonu ile kurmuştuk. IICEC, benim ‘Başarı Üçgeni’ olarak tanımladığım model içerisinde; kamu, özel sektör ve akademiyi, daha güvenli ve daha temiz bir enerji geleceğini destekleyecek, hedeflere doğru, ortak akıl üretmek üzere buluşturmaya devam ediyor. IICEC’in, ekosistem içerisinde iş birliklerini ve etki alanını büyütüyor olduğunu görmekten çok memnunum.

IICEC, 2020’de Türkiye’de bir ilke imza atarak ‘Turkey Energy Outlook’ çalışmasını yayımladı. Sektör paydaşları tarafından sahiplenilen bu çalışma, referans niteliğine ulaştı. Geçen yıl IICEC, ‘Türkiye Elektrikli Araçlar Görünümü’ çalışmasını, yine Türkiye’de bir ilk olarak kamuoyu ile paylaştı. IICEC, bu yıl da ‘Outlook’ serileri perspektifinde, Türkiye’nin en önemli fırsat alanlarından biri olan ‘Yenilenebilir Enerji’ odaklı çalışmalarını sürdürüyor. ‘Türkiye Yenilenebilir Enerji Görünümü’ çalışmasını, yine bütüncül ve analitik bir perspektifle ve sektör paydaşları ile katılımcı bir anlayış ile geliştiriyor. Bilime dayalı yaklaşımlar ve iş dünyası iş birliklerinden değer yaratılması, günümüzde en kritik başarı faktörlerinden birisi durumuna gelmiştir. IICEC, bu perspektifte Türkiye’de öncü bir model ve merkezdir.”

“Türkiye, uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip”

Enerji güvenliği ve karbonsuzlaştırma gündemlerinin karşılıklı olarak birbirini destekleyici hale geldiğine dikkat çeken EBRD Türkiye Direktörü Arvid Tuerkner şunları kaydetti:
“Bugün yenilenebilir enerji konusu daha da ikna edici hale gelmiş durumda. Yenilenebilir enerji kapasitesinin arttırılması, doğal gazı ihracat için serbest bırakacak ve daha karmaşık ürünler geliştirmek için yenilenebilir enerjiyi yeşil hidrojene dönüştürmek için bir fırsat yaratacaktır. Bu da sonuç olarak enerji yoğun sektörlerin karbondan arındırılmasına yardımcı olacaktır.

Türkiye, karbondan arındırılması zor sektörlerde net sıfır emisyon elde edilmesine yardımcı olmak ve 2053 net sıfır hedefine ulaşmak için yurt içinde kullanımın yanı sıra uzun vadede yeşil hidrojen ihracatçısı olma potansiyeline sahip. Son on yılda yenilenebilir enerji üretiminde etkileyici bir büyüme görüldü. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi üretim potansiyeli sayesinde biz bu büyümede ileriye dönük daha da artış göreceğimizi umuyoruz.

Ticaret Bakanlığı’nın ‘Ulusal Yeşil Mutabakat Eylem Planı’ aracılığıyla, Türkiye bir dizi karbon yoğun sektör için karbonsuzlaştırma yol haritaları geliştirme planlarını duyurdu. Şu anda Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile, aynı zamanda Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’ndan ilk etkilenecek olan Türk sanayi sektörleri için bir 2053 karbonsuzlaştırma yol haritası üzerinde ortaklaşa çalışıyoruz. Bu sektörler ise, alüminyum, çimento, gübre ve çeliktir.

Bununla birlikte EBRD Yeşil Şehirler, Banka’nın amiral gemisi programı ve şimdiye kadarki en büyük finansman çerçevesi olup toplam 5 milyar Euro’ya ulaşacak şekilde genişletildi. Ankara, Gaziantep, İstanbul ve İzmir olmak üzere dört şehri, temiz kentsel ulaşımdan belediye kullanımları için yenilenebilir enerji üretimine kadar uzanan yeşil yatırım projelerinin ardından programa katıldı. Ayrıca Yeşil Ekonomi Finansman Programları, GEFF’lerimiz (Yeşil Ekonomi Finansman Kredisi) aracılığıyla, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ve ev sahiplerinin yeşil teknolojilere yatırım yapmasına yardımcı oluyoruz. EBRD’nin Türkiye’deki programları olan TurSEFF (Türkiye Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı), MidSEFF (Türkiye Orta Ölçekli Sürdürülebilir Enerji Finansman Programı) ve TuREEFF (Türkiye Konutlarda Enerji Verimliliği Finansman Programı) aracılığıyla Türkiye’deki projelere 2 milyar Euro yatırım yapıldı. EBRD, bu yıl GEFF Türkiye adı altında 500 milyon Euro’luk yeni bir çerçeve de duyurdu ve ilk kredi işlemleri gerçekleşmeye başladı.”

“Bu kriz, enerji dünyası için bir dönüm noktası olabilir”

IICEC’in 12 yaşına gelmesi ve bu kadar önemli konularda rehber niteliğinde çalışmalar yapmasının Güler Sabancı’ın vizyonerliğine borçlu olduğunu hatırlatan Dr. Fatih Birol, şöyle devam etti:

“24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile dünya ilk global enerji krizini yaşamaya başladı. Şu anda ilk global enerji krizinin ortasındayız. Bu enerji krizinden kısa bir süre içinde dünyanın çıkması mümkün gözükmüyor. Bu enerji krizi gıda başta olmak üzere beraberinde başka krizleri de getiriyor. Bunun yanında bir de Ukrayna’da bir insanlık krizi yaşıyoruz.

70’li yıllarda petrol krizleri yaşadık ama o zaman sadece petrol krizi vardı. Şimdi hem petrol hem doğalgaz hem kömür hem elektrik bunların hepsinde ciddi olarak, sorunlarla karşı karşıyayız. O petrol krizine bakarsak, enflasyonda çok ciddi artış oldu. Şimdi onu yavaş yavaş yine görüyoruz. İkincisi; resesyon. Şimdi yavaş yavaş bence oraya doğru gidiyoruz. Ama 70’lerdeki petrol krizi sadece resesyon ve enflasyonun artışına neden olmadı; yeni enerji tasarrufu enerji güvenliği ön plana geldi. Bu bir tepkiydi ve bütün otomotiv sektörünü birdenbire değiştirdi. Ülkelerin petrol şoklarına karşı geliştirdiği ikinci tepki de nükleer sanayi oldu. Dünyanın şu anda kullandığı nükleer santrallerin yüzde 40’ı o tarihteki enerji krizine tepki olarak kurulan santrallerdir. Bunu şundan söylüyorum; şimdi krize tabi çok zor günler geçirdik ve bence çok daha zor günler geçireceğiz. Buna da beraberinde 70’lerdeki krizlere olan tepki gibi bir tepki gelecek onu da görüyorum. Buna da biz önderlik ediyoruz. Onun için ben, bu krizin enerji dünyası içinde bir dönüm noktası olabileceğini düşünüyorum.

“Avrupa için 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve liderlerle paylaştık”

Piyasalara bakarsak; petrol fiyatları 100 dolarların üzerinde ve enflasyona da çok fazla katkı yapıyor. Benim endişelerimden biri, yaza doğru geldikçe durumun daha da ciddi olabileceği yönünde. Çünkü yaz aylarına gelirken petrol talebi tipik olarak artmaya başlar. Ortadoğu’daki üretici ülkeler şu anda stoklarında olan petrolü eğer piyasaya sürerlerse, üretimi artırırlarsa bu fiyatlarda bir rahatlama yaratacaktır. Ancak eğer ekonomide ciddi bir zayıflama olmazsa ve petrol üreticisi ülkeler yeni adımlar atmazlarsa, Avrupa çok ciddi bir sorunla karşı karşıya kalabilir.  Şu anda Avrupa’daki ülkelerin kullanacakları stoklar gerçekten son derece düşük seviyede. O yüzden biz Avrupa’ya 10 maddelik bir eylem planı hazırladık ve Avrupalı liderlerle paylaştık. Bu planın belli kesimlerini Almanya dahil birçok ülke uyguluyorlar. Bunlar nelerdir; ihtiyaç halinde evdeki doğalgaz ısıtma termometresini bir ya da iki derece azaltmak. Hesaplarımıza göre, Avrupa’da evleri iki derece az ısıtırsak, tasarruf edeceğimiz doğalgaz miktarı Rusya’nın en büyük boru hattıyla Avrupa’ya gelen gazına eşit bir miktar olacak. Bir ay önce Avrupa hükümetlerine yazdığımız yazıda, ülkelerin bir acil durumda gerçekleştirilecek gaz dağıtımı kısıtlama planı anlattık. Gaz sevkiyatını düzenli olarak kısıtlama programlarının hazırlanması gerekir. Bu arada bir yandan Avrupa doğalgazı Rusya’dan azaltmak için bu adımları atarken, Rusya’da doğalgazın tamamını kesebilir. Böyle bir olasılık da bence masada duruyor.

“Enerji krizinde alınacak kararlar, iklim kriziyle mücadeleyi zor duruma sokmamalı”

Şimdi bu piyasaların durumu gerçekten fazla iç açıcı bir durum değil. Şimdi başka bir kriz daha var o da iklim krizi. Dünyada iklim krizine neden olan emisyonun yüzde 80’i enerji sektöründen geliyor. Bazı ülkelerde, bazı sektörlerde mevcut duruma refleks olarak ciddi bir dalga halinde fosil enerji yatırımlarının da gelebileceğini görüyoruz. Dolayısıyla enerji krizinde alacağımız kararlar, iklim kriziyle mücadelemizi daha da zor duruma sokmaması lazım. Enerji güvenliğini bir anlamda kontrol altına alalım derken, iklim krizini daha da kötü hale getirmemek gerekiyor.

“2022’de temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye bir büyüme görüyoruz”

2022 yılında ilk defa temiz enerji yatırımında yüzde 12’ye varan ciddi bir büyüme görüyoruz. Bunun yanında elektrikli arabalarla ilgili güzel haberler geliyor. 2019 yılında dünyada satılan her yüz arabadan 2 tanesi elektrikli arabaydı. Bu sene bizim beklentimiz her yüz arabadan 15’inin elektrikli araba olacağı şeklinde. Yani yüzde 2’den yüzde 15’e bir pay artışı.”

“Dünya nükleer enerjiye şimdiden geri dönüş yapıyor.”

Nükleer enerjiye yönelik talep artışı ile ilgili bir soruyu da yanıtlayan Dr. Fatih Birol, nükleer enerjiye yönelik son dönemde bir geri dönüşün olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi;

“Ukrayna işgalinden sonra nükleere olan ilginin çok ciddi olarak arttığını her yerde gözlemliyorum. Belçika, Almanya ve Japonya hükümetlerine nükleeri tekrardan gündeme almayı düşünmelerini önerdik. Çünkü şartlar onu gerektiriyor. Birincisi; enerji güvenliği, ikincisi, doğalgaz fiyatlarının artmış olması ki, doğalgaz fiyatlarında kısa bir dönem içerisinde aşağıya düşmesini beklemek son derece iyimser bir beklenti olacak. Üçüncüsü de dünyada yenilenebilir enerjinin payı giderek artacak. Yenilenebilir enerji arttığı zaman sistemlerde şebekelerde belli bir güvenlik sağlamak için nükleer gibi bir opsiyona ihtiyacınız var. Dünya nükleer enerjide şimdiden geri dönüş yapıyor. İngiltere, ABD, Fransa başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi yeni enerji stratejilerinde nükleere aslan payı veren ülkeler. Bununla birlikte nükleerde inşa sürecini hızlandıran küçük modüler reaktör denilen yeni bir teknolojinin gelişimi sürüyor. Bunlar çok daha esnek, çok çabuk daha kısa zamanda inşa edilen ve hemen devreye alınabilen teknolojiler. Bunlar şu anda hala ticari değil, ama birçok bunun üzerine çalışıyor. Önümüzdeki beş altı yıl içinde 2030 öncesinde bunların ticari hale geleceğini düşünüyorum.”
Panelde, iklim ve enerjideki son gelişmeler değerlendirildi

Konuşmaların ardından ise, Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Oğuz Afacan moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele geçildi. Panelde, TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç, Borusan Holding Grup CEO’su Erkan Kafadar, ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran ve SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin “Enerji Güvenliği, Temiz Enerji & Finansmanın Rolü” konusunda birer konuşma yaptılar.

“Yılda yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz”

TSKB Genel Müdürü Murat Bilgiç:
“2002 yılından bu yana Türkiye’de yenilenebilir enerji alanında gerçekleştirilen projeleri desteklemeyi sürdürüyoruz. Kaynak ayırdığımız hidroelektrik santralleri, güneş, rüzgâr, biyokütle ve jeotermal enerji santralleri gibi enerji projeleri, Türkiye’nin toplam kurulu yenilenebilir enerji gücünün yüzde 15’ini temsil ediyor. TSKB olarak, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerine sağladığımız finansman ile yıllık yaklaşık 16 milyon ton CO2 salınımı azaltımına katkı sağlıyoruz.

Türkiye’nin önemli düzeyde sahip olduğu yenilenebilir enerji potansiyelini hayata geçirebilmesi için yatırım kredilerinin yanı sıra, yeşil tahvil, halka arzlar ve yeni finansman yöntemleri ile sektörün gelişiminin desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu yüzden de TSKB olarak, Türkiye’nin enerji politikası kapsamında gerek yeni tesis yatırımları gerek hibrit ve kapasite artışları yoluyla gerçekleştirilecek yenilenebilir enerji yatırımlarına tüm iş kollarımızla desteğimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Fon kaynaklarımızı, finansman modellerimizi ve danışmanlık hizmetlerimizi özellikle ESG odaklı yeni açılımlarla zenginleştirme gayreti içindeyiz. 2030’a kadar 8 milyar ABD doları SKA bağlantılı finansman hedefimiz bulunuyor. Bu kredilerin oranını 2021-2025 yılları arasında yüzde 90 seviyesinde korumayı hedefliyoruz.”

“Küresel iklim değişikliği ve enerji krizi yeşil enerjiye dönüşümü hızlandırdı”

Borusan Holding CEO’su Erkan Kafadar:  “Küresel iklim değişikliği, yaşamakta olduğumuz enerji krizi tüm dünya çapında yeşil enerjiye ve yeşil ekonomiye dönüşümü hızlandırdı. Enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji odaklı arza yönelik yatırım yapılması, bu dönüşümün ana aksında yer alıyor. Ekonomik kalkınma ile eşgüdümlü planlanan enerji politikaları, daha öngörülebilir bir pazar ve öngörülebilir serbest bir piyasa bu dönüşüm için büyük önem taşıyor.

Bu çerçevede netleştirilecek strateji kapsamında gerekli bağlantı kapasitesi için altyapıların, artırılacak sistem esnekliği ile birlikte oluşturulması daha fazla yenilenebilir enerji kapasitesinin şebekeye entegrasyonununu sağlayacak. İzin süreçlerinin kolaylaştırılması ve uygun finansman koşullarına erişim için düzenlemelerin geliştirilmesi, yatırım ortamının iyileştirilmesinde önemli adımları oluşturacak. 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi dahilinde İklim Kanunu’nu yayınlanması, Yeşil Mutabakat Eylem Planı çalışmalarının tamamlanması, bu bütünlük içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) kurulması bu dönüşüm sürecini hızlandıracağına inanıyorum. Tüm bu süreçleri yürütecek insan kaynağımızın ve tedarikçi ekosistemimizin geliştirilmesi de bu dönüşümün olmazsa olmaz bir parçası.”
“Yenilenebilir enerji için finans sektörü gerekli adımları atmaya başladı”

ING Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi Semra Kuran:  “Enerji sektörü iklim değişikliğiyle mücadele ve sürdürülebilir bir ekonomi için en önemli araçlardan biri. Hükümetler, şirketler ve kurumlar olarak, hepimizin ortak bir amaçla, ortak bir hedefe doğru gitmemiz kritik. Bu yolculukta herkesin yatırım yapması gerekiyor. Bu kapsamda finansal hizmetler sektörünün, ek sermayeye erişim ve uygun koşullarda finansman sağlayarak müşterilerinin ‘yeşil’ alana geçiş yatırımlarını teşvik edici ve destekleyici olmaları çok önemli bir rol oynayacak. Bu nedenle temiz enerji temelinde finans sektörünün tüm sektörleri bu yönden inceleyerek raporlaması büyük önem taşıyor. Bu noktada yalnız finansal destek değil, ihtiyaç duyan şirketlere danışmanlık vermek de sürdürülebilirlik finansmanının uluslararası kurumlardan sağlanması açısından oldukça önemli.

Yenilenebilir enerji açısından finans sektöründeki kurumların gerekli adımları atmaya başladığını görüyoruz. Yola erken çıkanlardan biri olarak ING Grubu olarak biz de 2025 yılı sonuna kadar yenilenebilir enerjinin yeni finansmanını %50 oranında artırmayı hedeflediğimizi açıkladık. ING Türkiye olarak da uluslararası deneyimimizi ülkemize aktarmaya, ürün yelpazemizi genişletmeye ve sürdürülebilir bir dünya hedefinde çalışmaya devam edeceğiz.””

“Ukrayna’daki savaş enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi”

SHELL Avrupa & Sahraaltı Afrika Kurumsal İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Rob Sherwin:
“Ukrayna’daki savaş bir insanlık trajedisi olmakla birlikte hepimize, enerji arzının çeşitlendirilmesinin önemini gösterdi. Dünyanın daha fazla ve daha temiz enerjiye ihtiyacı devam ediyor. Bu nedenle, Shell olarak, müşterilerimizin karbondan arınmalarına yardımcı olması amacı ve bilinciyle ortaya koyduğumuz ‘İlerlemeye Güç Katma- Powering Progress’ stratejisi değişmeden devam ediyor. Bunun ötesinde birçok hükümetin ithal fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için yenilenebilir enerjiyi desteklemesi gibi ortaya konulan teşvikler bu yönde attığımız adımları hızlandıracaktır. Ancak net sıfır karbon emisyonlu bir dünyaya doğru ilerlerken özellikle karbondan arındırılması en zor sektörlerin devamlılığı için tüm senaryolarda petrol ve gazın hayati rolü devam ediyor.”

Türkiye’de temiz hava hakkı için mahkemeye giden ilk insanın nefes kesen hukuk mücadelesinde yanında olun!

Hava insan eliyle çizilmiş yapay sınırları tanımaz. Bu nedenle bir ilde havanın kirli olması başta o ilin bulunduğu bölge olmak üzere tüm ülkeyi ve hatta tüm dünyayı ilgilendirir. Tam da bu nedenle hava kirliliği ile mücadele de kolektif ve organize bir çalışmayı gerektirir.  Temiz hava hepimizin hakkı ama onun için hayati önem taşıyor!

Abdülbari Koç, genetik bir rahatsızlık olan orak hücreli anemi hastası. %90 oranında engelli ve tek geçim kaynağı aylık 900 TL olan engelli maaşı. Türkiye’nin en kirli ve Avrupa’nın ikinci en kirli havasına sahip şehrinde, Batman’da yaşıyor. Batman’ın kirli havası hastalığını tetikliyor ve sık sık kriz geçirmesine sebep oluyor.  Yaşadığı krizler bazen birkaç saat sürse de genelde günlerce, bazen haftalarca devam ediyor.  Bu sebepten yılın büyük bir bölümünde kendi evinde cam açmadan oturmak zorunda kalıyor, kalan bölümünü ise yaşadığı krizler sebebi ile hastanede geçiriyor…

Abdülbari Koç, Batman’daki hava kirliliği nedeniyle ömrünün neredeyse yarısını ilgili idarelere sorumluluklarını hatırlatmak için sesini duyurmaya çabalamakla geçiriyor. Ancak sonuç alamıyor! Sorumlu idareler, yegâne gayesi temiz hava solumak olan Koç’un 2007 yılından beri yaptığı 100’e yakın başvuruyu ya yanıtsız bırakıyor ya da “ilgileniyoruz”, “bakıyoruz” gibi yanıtlarla geçiştiriyor. 15 yılı aşkın süredir anayasal dilekçe hakkını kullanarak havanın temizlenmesi için mücadele eden Abdülbari Koç’a karşı sessiz kalan otoriteler, bununla yetinmeyip, caydırma amacıyla savcılığa şikâyette bulunuyor. Kendisine usulüne uygun şekilde tebligat dahi yapılmaksızın hakkında yakalama emri çıkarılarak kolluk gücüyle ifadeye götürülmeye çalışıldığı sırada Koç, yaşadığı stres nedeniyle kriz geçiriyor.

Batman’daki hava kirliliği çok eskiye dayanan ve çözülmeyen kronik bir sorun.  Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmî açıklamalarında Batman’daki hava kirliliğinin temel nedenleri olarak; enerji ve petrol endüstrisi tesislerinin (TÜPRAŞ-BOTAŞ gibi) şehir içinde kalması, anız yangınları ve vatandaşa dağıtılan düşük kaliteli kömür kullanımı olduğu belirtiliyor.

Gebze Teknik Üniversitesi Yer ve Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Doç. Dr. Hakkı Baltacı tarafından Batman’ın hava kalitesiyle ilgili hazırlanan bilimsel görüş raporunda ise, Batman’ın 2006 ile 2020 yılları arası için yapılan analiz sonuçları inceleniyor ve yılın yarısında kirletici PM10 değerlerinin eşik değerini aştığı ve kış aylarında ise kükürtdioksit değerlerinin de çok fazla olduğu ifade ediliyor. Kısacası Batmanlılar aslında uzun yıllardır bu kirli havayı soluyor ve petrol ve kömür kokusundan camlarını bile açamıyor.

Tüm bu raporlar ve veriler gösteriyor ki, Batman’daki insan sağlığını bu ölçüde tehlikeye atan hava kirliliği, insan eliyle yapılıyor ve aslında tamamı önlenebilir ve öngörülebilir nedenlerden kaynaklanıyor.  Ancak otoriteler bu konuda hiçbir denetimde bulunmadığı gibi gerekli önlemleri de almıyor.

Abdülbari Koç, Batman’daki başvurularından sonuç alamamaktan yoruluyor ve sonunda hukuk yoluna başvurmayı seçiyor. Bir gün TEMA Vakfı ile iletişime geçiyor. Tema Vakfı’nın o dönemdeki avukatları ise Koç’un hikayesini Güleryüz & Partners Avukatlık Bürosu ile paylaşıyor. Büronun ortakları Avukat Tarık Güleryüz ve Dr. Avukat Zahide Altunbaş Sancak ile Avukat İ. Selin Nacar Öztürk, Koç’un hikayesini dinliyor ve gönüllü -pro bono- olarak davayı üstleniyor. Bir yıla yakın süre boyunca konuya çalışıp süreci mahkemeye taşıyor.

Türkiye’de temiz hava hakkı için mahkemeye giden ilk vatandaş olan Abdülbari Koç, Batman İli Valiliği ve Batman Belediyesi Başkanlığı’na 1 liralık tazminat davası açarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor.

Peki Abdülbari Koç, 1 TL’lik sembolik rakamla açtığı dava ile neyi amaçlıyor?

Düşük hava kalitesi yalnızca orak hücreli anemi ya da astım hastaları değil, nefes alan her canlı için bir tehdit. 2019 yılı Küresel Hastalık Yükü Raporuna göre hava kirliliği yüksek kolesterol ve böbrek yetmezliğinden daha çok ölüm ve maluliyete neden oluyor ve genel risk faktörleri arasında 5. sırada yer alıyor. Bu dava ile elde edilmek istenen, sanayi tesislerinde gerekli denetimlerin yapılması, temiz hava eylem planlarının uygulanması ve kirlilik kaynaklarının tespit edilerek etkin önlemlerin alınmasını, kısaca devletin havayı temiz tutma yükümlülüğünü yerine getirmesini sağlamak.

Davanın kabul edilmesi ve Koç’un davayı kazanması Türkiye’de yeni bir sürecin başlaması demek olabilir!

Dava yalnız Türkiye için değil, küresel ölçekte benzer olaylar için de emsal teşkil edebilir. Bu dava, iklim mücadelesinde devletin rolü ve sorumluluğu bakımdan da son derece önemli bir örnek oluşturacak.

Orak hücreli anemi hastalarının iyi bakım şartlarında ortalama yaşam süresi ülkemizde maalesef 45 yıl. Abdülbari Koç ise 44 yaşında!

Abdülbari Koç belki de temiz hava hakkı için açtığı davanın sonucunu göremeyecek. Ama biz yanında olursak ve herkes için temiz hava hakkını savunursak Türkiye’de ve dünyada çok şey değişecek.

Siz de temiz hava hakkı için mahkemeye giden Türkiye’deki ilk kişinin nefes kesen hukuk mücadelesinde yanında olun!

ABDÜLBARİ KOÇ KAZANSIN, DÜNYA TEMİZ BİR NEFES ALSIN!

2018’den itibaren kurumsal ve endüstriyel uygulamalarda daha fazla yer bulmaya başlayan dronların en aktif kullanıldığı sektörlerin başında enerji geliyor.  Dronların güvenli ve verimli hale gelmesiyle enerji sektöründe dron kullanımı şirketlerin hem maliyetten, hem de zamandan yarı yarıya tasarruf etmesini sağlıyor. 

Enerji sektörüne hızlı bir giriş yapan dronların, günümüzde güneş, rüzgar, petrol ve elektrik gibi alanlarda aktif rol oynadığını belirten Proje & Makine Mühendisi ve Dronmarket İHA eğitmeni Taha Yasin Kapucu; “Enerji sektöründe kullanılan binaların, malzemelerin, enerji üreten altyapı mekanizmalarının periyodik olarak incelenmesi ve denetlenmesi gereklidir. Bu denetleme sırasında hem yüklü miktarda maliyet ortaya çıkar, hem de insan gücünün karşılaşabileceği çeşitli tehlikeler göz ardı edilebilir. Tam da bu noktada verimli çalışmasıyla aktif rol oynayan dronlar şirketlerin hem maliyetten, hem de zamandan yarı yarıya tasarruf etmesini sağlar” dedi.

Rüzgar türbinlerinden, yüksek gerilimli elektrik hatlarından güneş panellerine kadar bir çok konuda enerji sektöründe dron teknolojilerinin denetleme yapabilme kabiliyetinde olduğunu söyleyen Kapucu; “Hassas denetleme yaparak problemler oluşmadan önlem alınmasını sağlayan dronlar sayesinde enerji şirketleri oluşabilecek ciddi maliyetlerin önüne kolayca geçebiliyor. Dronlar, denetlenen birimin 3 boyutlu modellemesini, çevrenin haritalanmasını ve çeşitli değerlerin ölçülmesi gerçekleştirebiliyor. Bir diğer önemli nokta ise insan hayatının tehlikeye atılmamış olması. Çünkü dronlar, enerji sektöründe ki tesislerin kurulmasına ve yer planlamasına kadar birçok konuda da kullanıldığından ulaşımı zor ve tehlikeli alanlarda hiçbir insanın hayatını tehlikeye atmadan uçuş yapılabilmesine olanak sağlıyor” şeklinde konuştu.

Dronların enerji sektörüne sağladığı fayda ve avantajlardan dolayı kendilerine bu alanda gelen taleplerin her geçen gün arttığını dile getiren Kapucu son olarak; “Türkiye’de enerji yatırımları anlamında ciddi bir potansiyel var. Yenilenebilir enerji kapasitesinin Türkiye’de 2025’te 66,8 gigavata ulaşması öngörülüyor.  Türkiye bu büyümeyle, Avrupa’da yenilenebilir enerji kapasitesini en fazla artıran 5’inci, dünyada ise 12’nci ülke olacak. 2020’de salgına rağmen teknolojik gelişmelerin katkısıyla rüzgar enerjisi sektörü ülkemizde büyümesini sürdürdü. Özetle tüm veriler sektörde yatırımların hız kesmeden devam edeceğini gösteriyor. Yatırımlar artıyor, sektöre giren firma çoğalıyor. Hal böyle olunca ciddi bir rekabette söz konusu. Bu yüzden maliyet ve zaman tasarrufu sağlayan dronlar, enerji firmaları için önemli bir rekabet etme aracı olacak. Burada ciddi bir pazardan bahsediyoruz. Ben önümüzdeki süreçte enerji sektöründe dron kullanımının daha da hızlı yaygınlaşacağını düşünüyorum” dedi.

Dronmarket hakkında: Dronmarket.com 2015 yılında ileri teknoloji dron çözümleri sunmak ve bu alanda hizmet vermek amacıyla kurulmuştur. Dronmarket.com, kişisel ve ticari amaçlı kullanıma yönelik insansız hava araçları, yedek parça ve aksesuar satışı yapan, yurtdışı gelişmeleri yakından takip eden ve takipçilerini bilgilendirmeyi hedefleyen Türkiye’nin ilk dron teknolojileri platformudur.

Tarımda dron uygulamalarında öncü konumda olan Dronmarket.com tarım dışında, Dronmarket Endüstriyel, Dronmarket Robotik, Dronmarket Akademi (SHGM Onaylı İHA Eğitimleri) ve Haritalama olmak üzere 5 ayrı alanda çalışmalarını sürdürmektedir.

 Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İklim Değişikliği Başkanlığının görev ve yetkileri belirlendi.

 Resmi Gazete’de yayımlanan İklim Değişikliği Başkanlığı Hizmet Birimleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile Başkanlığın yürüteceği faaliyetlerin yerine getirilmesi, hizmet birimlerinin görev ve yetki alanlarının belirlenmesi ve teşkilat yapısına ilişkin usul ve esaslar düzenlendi.

Buna göre, Bakanlığa bağlı, merkezi Ankara’da bulunan merkez teşkilatından meydana gelen Başkanlık, başkan ve iki başkan yardımcısı ile hizmet birimlerinden oluşacak.

İklim Değişikliği Başkanlığının görevlerinin belirlendiği yönetmeliğe göre, Başkanlık, küresel iklim değişikliği, ozon tabakasının incelmesi ile ilgili tedbirlerin alınmasına ve plan, politika ve stratejilerin belirlenmesine ilişkin çalışmaları, kalkınma planlarını dikkate alarak yapacak.

İklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını ulusal ölçekte izlemek, kontrol etmek ve raporlamak, sera gazı emisyonlarının azaltımı konusunda sektörel politika belirleme çalışmalarını gerçekleştirecek Başkanlık, gerekli mevzuat düzenlemelerini yapmakla görevli olacak.

Uluslararası müzakere süreçlerini takip edecek

Başkanlık, iklim değişikliğine ilişkin uluslararası müzakere süreçlerini takip edecek, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler kapsamında iklim değişikliğine yönelik Bakanlığın görev ve yetki alanına giren konularda ülkenin yerine getirmekle yükümlü olduğu raporları hazırlayacak.

Net sıfır emisyon hedefi ve döngüsel ekonomi ilkesi doğrultusunda iklim değişikliği ile mücadele ve yeşil kalkınma politikalarını belirleyecek olan İklim Değişikliği Başkanlığı, strateji ve eylem planlarının hazırlanması için gerekli çalışmaları kalkınma planlarını dikkate alarak yapacak ve Koordinasyon Kuruluna sunacak.

Başkanlık, ulusal, yerel ve sektörel iklim değişikliğine uyum ihtiyaçlarının belirlenmesine yönelik çalışmalar yapacak, bu alanda eylem planlarını izleyecek, değerlendirecek ve raporlayacak.

Risk değerlendirmesi yapacak, risk haritaları hazırlayacak

İklim değişikliğinin etkilerinin belirlenmesine yönelik modelleme ve risk değerlendirmesi çalışmaları yapacak ve risk haritaları hazırlayacak İklim Değişikliği Başkanlığı, tesis, faaliyet veya sektör seviyesinde sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına ilişkin usul ve esasları belirleyecek, gerekli denetim ve yaptırımları uygulayacak.

Emisyon ticaret sistemi başta olmak üzere, piyasa temelli mekanizmalar ve ekonomik araçlara yönelik çalışmalar yapacak, usul ve esasları belirleyecek, gerekli denetim ve yaptırımları uygulayacak Başkanlık, sera gazı izleme, raporlama ve doğrulama sistemi ve diğer karbon fiyatlandırma araçlarından elde edilecek gelirlerin yönetimini sağlayacak.

Ayrıca Başkanlık, görev alanına giren konularda, Avrupa Birliği müktesebatının uyumuna ve Avrupa Yeşil Mutabakatına yönelik çalışmaları yapacak, bu alandaki projeleri yürütecek, koordine edecek ve izleyecek.

Net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefi doğrultusunda modelleme çalışmaları yapacak ve yaptıracak olan Başkanlık, iklim değişikliği ile mücadele kapsamında ulusal ve uluslararası projeler hazırlayacak ve uygulayacak.

Resmi Gazete’de Başkanlığın hizmet birimleri olan İklim Müzakereleri ve Uluslararası Politikalar Dairesi Başkanlığı, İklim Değişikliğine Uyum ve Yerel Politikalar Dairesi Başkanlığı, İklim Finansmanı ve Teşvikler Dairesi Başkanlığı, Karbon Fiyatlandırma Dairesi Başkanlığı, Sera Gazı Azaltım Politikaları Dairesi Başkanlığı, Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesi Dairesi Başkanlığı, Teknoloji ve Yeşil Dönüşüm Dairesi Başkanlığı, Strateji Geliştirme Dairesi Başkanlığı, Yönetim Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile Hukuk Müşavirliği ve Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğinin görev alanları da belirlendi.